Geri Geldi!..

Şubat 27, 2011

"Okunmayı bekleyen kitaplarımın hepsini okumaya yetmeyecek ömrüm" korkumu biraz biraz yenmeye başladım. Haftada bir kitaba kadar çıkmayı başardım ama çoğunlukla seyahat halindeyken okuduğum için genelde edebiyat okuyorum bu aralar. Kuram, yolda okunmuyor vesselam. 
Ne zamandır "ilk fırsatta okunacaklar" rafında -evet, böyle bir rafım var- bekleyen Bilinmeyen'i bitirdim üç gün önce. Sonra da kitap hakkında neler yazılmış deyip Google'a daldım. Manzara beni şaşırttı diyemem. Kültür-sanat dünyasında biraz körler sağırlar birbirini ağırlar ne de olsa. Rastladığım birkaç yazı ise arka kapak yazısı ve kitabın sayfalarını şöyle biraz karıştırma formülünün ürünleriydi... Hal böyle olunca, iş başa düştü:

 Bilinmeyen, Joshua Ferris
çev. Hatice Taş,
Siren Yayınları

Bilinmeyen, adını ilk olarak Ve İşimiz Bitti duyuran Amerikalı genç yazar Joshua Ferris'in ikinci romanı. Hayatta istediği her şeye sahip olduğunu düşünen ve güvenli dünyasında konforlu bir hayat süren, başarılı avukat Tim Farnsworth. Tim'in, ihtiyacı olduğundan değil, vakit geçirmek için emlak danışmanlığı yapan güzel eşi Jane. Ergenlik çağında ve vücuduyla bir çatışma içinde olan müzisyen kızları Becka. [Resimde bir köpek eksik gibi...] Banliyöde kocaman bir evde yaşıyorlar elbette. Ama bu kusursuz görünen hayatın gizlediği bir şey var ve bir gün geri geliyor! Bu "bilinmeyen", Tim'in adı konulamayan hastalığı. 
Tim, uzun aralıklardan sonra bir anda nükseden bir "istem dışı yürüme" hastalığından muzdarip. Engel olamadığı, kontrol edemediği bir şekilde ayakları onu alıp götürüyor. Ta ki artık bir adım daha atamayacak halde yorgunluktan bayılana dek. Uyandığında, etrafındaki her şey kendisine yabancı, oraya nasıl geldiğinden haberi yok. Ve her an tetikte bekleyen eşi Jane, günün hangi saati  olursa olsun, onu olduğu yerden gelip alıyor. 
Hastalığın "ne" olduğunu, neden kaynaklandığını, nasıl tedavi edilebileceğini anlamak için gitmedikleri doktor, başvurmadıkları alternatif çare kalmıyor, ama nafile...
Eyaletteki en büyük hukuk firmasının ortaklarından biri olan Tim, tam da çok büyük ve şirket için çok önemli bir davanın ortasındayken hastalığı nüksedince, her şey yavaş yavaş, bir daha hiç düzelmemek üzere kötüye gitmeye başlıyor. Ve Tim kendisini, bedeni ve aklı/ruhu arasındaki savaşta, ateş hattının tam ortasında buluyor. 

---- Kitabı henüz okumamış olanlar için, buradan sonrası spoiler içerir----    

Şu anda çevirisini yaptığım The People of Paper'da Federico de la Fe ve EMF çetesi üyelerinin özgürlükleri uğruna Satürn'e karşı açtıkları savaşla bazı paralellikler taşıyor Tim'in verdiği irade savaşı. "Gerçekten özgür müyüz?", "Özgür iradeye sahip miyiz?", "Aklımızla hayatımıza hükmedebilir miyiz?" gibi sorular etrafında kesişiyorlar. 

İradesi dışında yürümeye başlayan ayaklarının kölesi olan Tim, bir yandan bunun neden kendisinin başına geldiği, buna neyin sebep olduğu, aklından mı yoksa fiziksel bir arızadan mı kaynaklandığını düşünüp durarak acı çekerken, diğer yandan eşine ve kızına yaşattı cehennem azabından dolayı kahroluyor. Alışmış olduğu modern hayat çerçevesinin dışına çıkıp kendisine sunulan konfordan uzak kaldığında, içindeki ilkel insanla yüzleşmek onu sarsıyor. Gelişmiş insan aklıyla bunun üstesinden gelebileceğini düşünerek bir karar alıyor ve bedeninden adeta sıyrılıp onun emirlerine kafa tutmaya ve onu alt etmeye çalışıyor. Çünkü hem kendisini hem ailesini kurtarmak istiyor. 
Özgürlük ve irade tartışmalarının yanına bir de etik tartışması katıyor Ferris. Hem Tim hem de Jane için. İyi günde kötü günde, hastalıkta sağlıkta kocasının yanında olmaya yemin eden Jane, hakkında hiçbir şey bilinmeyen, tüm umutların boşa çıktığı ve sonu gelmeyecek böylesi bir hastalık sebebiyle kendi geleceğini düşünüyor ve kafası karışıyor. Buna ne kadar dayanabilir? O olmasa Tim ne yapar? Onu almaya gitmese ne olur? [Bunun cevabını hiç öğrenmemeyi isterdi herhalde...] 
Sürekli tek gözü açık uyuyup gecenin hangi tehlikeli saati olursa olsun Tim'i sokaklardan toplamak, kendine ait bir hayat sürdürememek mi daha kötü yoksa Tim'in nerede, etrafı hangi tehlikelerle sarılmış halde, kim bilir yürümesinden kaynaklanan hangi hastalıklarla boğuşarak dolanıp durduğunu düşünüp meraktan ve korkudan kendini kemirmek mi? 

Bilinmeyen, başta gizemli bir macera kılığında kanınıza giren, sonra da sizi Tanrı, kader, irade, yabancılaşma, ilkellik ve gelişmişlik, ahlak, sevgi, fedakârlık taşlarının üzerinde sektire sektire getirip şelaleden aşağı bırakan bir roman. Yüzleşmeye cesareti olanlara...

Geri geldi.   

Digg Stumble Delicious Twitter Facebook Reddit RSS

0 yorum:

Related Posts with Thumbnails

Seyirciler