Vernon God Little

Eylül 05, 2010


Avustralya kökenli yazar Peter Finlay'in "DBC (Dirty But Clean) Pierre" adıyla yayınladığı ve 2003 yılında Man Booker Ödülü'nü kazandığı Vernon God Littleddarkogerry bahsedene dek -nasıl olduysa- hiç duymamıştım. Kitaptan öyle bir sevgiyle bahsetti ki hemen neymiş ne değilmiş diye araştırmaya koyuldum. (Tam bu noktada yaşanan heyecana bayılırım: "Galiba çok güzel bir kitap keşfetmek üzereyim!") 
Wikipedia'ya göre eski bir sanatçı, karikatürist, fotoğrafçı ve film yapımcısı olan Peter Finlay daha sonradan dolandırıcılık ve hırsızlıkla suçlanmış ve Vernon God Little'ı, bir süre terapi görüp kendini toparlamaya çalıştığı Londra'da işsiz olduğu bir dönemde, etrafını saran kültüre karşı bir tepki olarak yazmış. 
Gelelim kitaba... Texas'ın Martirio kasabasında annesiyle birlikte kendi halinde yaşayıp giden 15 yaşındaki Vernon Gregory Little'ın yaşamı, en yakın arkadaşı Jesus Navarro'nun 16 sınıf arkadaşını öldürüp sonra da intihar etmesiyle bir anda değişiyor. Tek görgü tanığı, öğretmenleri Mr. Nuckles'ın da olayın şokuyla konuşamaz hale gelmesiyle tüm şüpheler Vernon'un üzerine çekildiğinde, onun için tanıklık edecek kimse kalmıyor. Ve olaylar aniden öyle bir hızla Vernon'un aleyhine gelişiyor ki, suçsuz olduğu halde Meksika'ya kaçmaktan başka çaresi kalmıyor...

Kitap Türkçe'de "Tanrı Vernon Little" adıyla ve "Ölüm huzurunda yazılmış bir 21. yüzyıl komedisi" alt lejantıyla, Arzu Taşçıoğlu'nun çevirisiyle Plan B Yayıncılık tarafından yayımlanmış. Tanıtım yazısı şu şekilde:

"Ölüm huzurunda yazılmış bir 21. yüzyıl komedisi. Gerçek bir kara mizah. Hem adalet sistemi hem de eğitim sistemini ağır bir dille eleştiren bu "ciddi" kitabı okurken "kahkahalarla" güleceksiniz. 
15 yaşındaki Vernon'ın başı dertte. 16 sınıf arkadaşı bir katliamda öldü. Medyada kariyer edinmek için her şeyi yapabilecek bir adam ve işini kaybetmemek için bir ay içinde bir müebbet suçlusu bulmak zorunda olan Şerif Yardımcısı, Vernon'ın hayatını cehenneme çeviriyor."

Kitap hakkında araştırma yaparken, kitabın en çok öne çıkan özelliğinin kara bir mizahla örülmüş alaycı ve eğlenceli dili olduğunu öğrendiğim için Türkçe çevirisini değil orijinalini okudum. Okurken de Türkçe'ye çevrilmesi epey zor olacak ya da çevrilse bile anlamından bir şeyler kaybedecek bölümlere rastladım. Kitabın adı bile buna örnek aslında. Kitabın adının Vernon God Little (God Vernon Little değil) olmasının sebebi, Vernon'un kitap boyunca, başı sıkıştığı ya da kendisiyle insafsızca dalga geçtiği yerlerde içinde bulunduğu duruma göre kendisine isimler takması ve kitabın sonunda olan olaylara bir gönderme yapması. Gregory olan diğer isminin yerine yine G ile başlayan kelimeler getiriyor sürekli. Örneğin Meksika'da bir barda sarhoş olup sızdıktan sonra sabah üzerinde kendisine ait olmayan ama cebinde 200 peso bulunan bir pantolonla uyandığında Vernon Gates Little diyor kendisine, Meksikalı kamyon şoförleriyle takılırken de Vernon Gonzales Little :) Tanrı Vernon Little diye çevrildi diye bir şey olmaz ama dediğim gibi, yazarın kurduğu küçük oyun bozulmuş oluyor...
Kitap, ana hikâye olarak suçsuz yere hüküm giydirilen ve kendisini ifade edemediği için sürekli bir şeyleri berbat eden Vernon'un başından geçenleri kara komedi tadında anlatırken, arka planda da şahane bir Amerikan medyası ve toplumu eleştirisi sunuyor. Küçük kasaba hayatı, dedikodular, birbirini çekememeler, olaylara verdikleri tepkiler, kendi çıkarları için kolayca ikna edilmeleri vs sinirinizi bozacak kadar gerçekçi...  
Vernon'un annesi olacak o Doris Little, kitabı okurken beni çok zorladı. Vernon'un hayatını cehenneme çeviren asıl adam olan Eulalio Ledesma'nın Vernon'un özel hayatına bir daha çıkmamak üzere girdiği sahnede (Vernon eve döndüğünde) "Yok artık bu kadar da olmaz," deyip atacaktım kitabı elimden! Dünya üzerinde böyle bir insan, böyle bir anne olabilir mi gerçekten? Kadının neredeyse hiçbir annelik güdüsü göstermemesi belki de DBC Pierre'in bir zayıflığıdır... Ledesma, namıdiğer Lally ya da Lalito ise, insan denen yaratığın çıkarı için neler yapabileceğinin nefis bir portresini çiziyor. Doris'in arkadaşları Pam, Georgette, Leona ve Betty de "American housewife" kavramının ete kemiğe bürünmüş halleri... 

Kurgunun birçok kısmının gerçeklik açısından sorunlu ve zayıf olduğunu düşünsem de, yazarın niyetinin bu olduğunu sanmadığım için bunun üzerinde fazla durmuyorum. DBC Pierre'in dili gerçekten de akıcı, zeki bir alaycılık ve kara mizah anlayışıyla süslü. Yine de şunu söylemeden geçemeyeceğim: Kitap, ilk yarısında çok sıkıldığınız ama işleri yarım bırakmayı sevmediğiniz için salondan çıkmayıp, sonunda çok beğendiğiniz filmlere benziyor. Vernon'un Meksika'ya kaçtığı bölüme kadar biraz fazla tutuk ve kuru şekilde ilerliyor ve bana kalırsa bazı bölümler fazla uzun tutulmuş, bazıları gereksiz olmuş. Ama firarın başladığı andan itibaren kitabın temposu bir anda yükseliyor ve heyecanı sonuna kadar koruyup başarılı bir kurguyla kapanış yapıyor. [Birleşik Krallık'ta yapılan bir ankete katılan 4.000 Britanyalının %35'i kitabı okumaya başladığını ama yarım bıraktığını belirtmiş; haksız sayılmam öyleyse, değil mi?]
Son tahlilde: Vernon God Little güzel bir kitap, ilk kısımlarının sabırla okunup ikinci bölümünün keyfine varılması gereken bir kitap. Hatta bana kalırsa, 15-20 yaşlarındayken okunursa daha fazla keyif alınacak bir kitap; hediye etmek isteyeceğiniz tanıdıklarınız varsa iyi bir seçim olacaktır :)           

Digg Stumble Delicious Twitter Facebook Reddit RSS

3 yorum:

ddarko dedi ki...

15-20 yaşlarındayken okunursa daha fazla keyif alınacağı konusunda hemfikirim. :) Bu kitabı okuduğumda 18 yaşında mıydım neydim ve içinde birden fazla "ben" vardım. Durmadan "Bana da böyle olmuştu", "Benim annem de arada bir böyle yapıyor", "Çok doğru lan, harbiden öyle" falan deyip duruyordum. Annesinin sırtına görünmez bir bıçak sapladığından ve durmadan onu kanırttığından bahseder Vernon. O bıçak bende de var mesela. :) Bu kitabı okurken de vardı ve kanırtılıyordu, hala da kanırtılmaya devam ediyor. Gazetede yayınlanan ilk yazımı okuttuğumda "Hıh! İnternetten bakıp ben de yazarım!" demişti. Nasıl üzüldüğümü anlatamam. :)

Doris çok uyuz bir karakterdi gerçekten. O ve Ladesma deli ettiler beni. Hatta beni bu kitapta deli eden birçok şey vardı. Kulübenin yerini bir türlü söylememesi, mahkemede duruşma çok iyi giderken konuşmak isteyip her şeyi berbat etmesi, derdini bir türlü anlatamaması... Bir yandan acıyordum Vernon'a. Kardeşimmiş gibi koruyup kollamak istiyordum ama diğer yandan ağzına ağzına vurasım geliyordu. Neyse ki enteresan finalde epey rahatlatıyordu yazar beni. :)

Çok gülüp çok ağladığımı hatırlıyorum bir de. "Benim en büyük kusurum korku. Psikopat olmam gereken bir dünyada başarılı olmama yetecek kadar yüksek sesle bağıramıyorum. Tanrı'yı oynayamayacak kadar utangacım." cümlelerini okuduktan sonra oturduğum kanepeyi tekmeleyip yumruklamaya başlamıştım. Kesinlikle 15-20 yaş aralığındaki gençler daha fazla keyif alacaktır bu kitaptan. :)

Yayın organları üzerinden yaptığı sistem eleştirisi ise bir yerden sonra The Truman Show'u anımsattı bana ama çok takılmadım. Hapishanede ölümü bekledikleri bölümden de epey etkilenmiştim.

Bir de bunca şey yazdım, yazarın dilinden hiç bahsetmemişim. O zamanlar roman okuma alışkanlığını yeni yeni kazanmaya başlayan birisiydim ve kitap okumak işkence halini alabiliyordu zaman zaman. :) Yazarın akıcı ve eğlenceli dili kitabı elimden bırakamamama neden olmuştu. Büyük bir merak ve keyifle okumuştum. Sürekli "Sonunda ne olacak? Sonunda ne olacak?" diye çevirmiştim sayfaları. Bitince de öpüp göğsüme bastırmıştım! :) Zaman zaman elime alıp rastgele bir sayfasını açıp okuduğum oluyor. Kitaplar üzerine herhangi bir "En" listesi yapacak olsam kafadan girer yani. :)

Film haklarının satılmış olduğunu okumuştum. Hatta yapım hazırlıklarına başlanmıştı, filmi de Pawel Pawlikowski'nin yöneteceği duyurulmuştu. Sonradan vazgeçildi projeden. Şimdi ne durumdadır, bilmiyorum.

amonka dedi ki...

İyi ki söyledin, bu bıçak meselesinden bahsetmeyi unutmuşum tamamen! Bıçak metaforu bence de çok iyiydi, bazen en sevdiklerimiz canımızı yakmakta diğerlerinden çok daha usta olabiliyor... Senin bıçağın için üzüldüm, umarım büyüdükçe etkisi azalıyordur :)
Bir tiyatro uygulaması yapılmış ama çok ilgi görmemiş sanırım, başarılı bir uyarlamayla beyaz perdede ilgi çekebilir bence... Yazarın sonraki kitapları başarısızmış anladığım kadarıyla, Booker Ödülü'nün ilgisini sıcak tutabilseydi hemen filmi yapılırdı zaten :)

ddarko dedi ki...

Yazarın bundan sonraki kitabının (Ludmilla's Broken English gibi bir şeydi galiba, bakmaya üşendim nedense) Türkçe'ye hazırlandığını duymuştum ama hala bir gelişme yok sanırım. Sonraki kitaplarının başarısız olduklarına da üzüldüm. Önemli bir insandı bu yazar benim için :)

Related Posts with Thumbnails

Seyirciler