Nasıl anlatsam, nereden başlasam... Bodrum, Bodrum...

Ağustos 15, 2010



Bu tatilde Bodrum'daydık. Tatile çıkana dek o kadar yorulmuştum ve dinlenmeye o kadar ihtiyacım vardı ki, iple çektim yola çıkacağımız günü... Hal böyle olunca beklentisi de yükseliyor insanın, Bodrum'un yaşattığı hayal kırıklığının bir kısmını buna bağlayabilirim herhalde...
Birkaç yıldır Çeşme popülerleşip Bodrum tayfası o tarafa kaymışken, bu sene Bodrum'un daha iyi olacağını düşünüyordum. Ama yanılmışım; Bodrum geceleri adeta ikiye ayrılmış gibiydi. Bodrum merkezde ve özellikle barlar sokağında yaş ortalaması 19-20'ydi, Türkbükü'nde ise 29-30! Barlar sokağı da saçma sapan bir hale gelmişti, bir yere gitmeden evvel oturalım biramızı, 4TL'ye tekilamızı içelim, muhabbet edelim diyemiyor insan... Her mekân gece kulübü olma iddiasında maşallah, müzik gümbür gümbür ve her yerde başka şarkı çalındığı için sesler birbirine karışıp fena halde kafasını ütülüyor insanın! [evet, yaşlanıyorum :)]
Her zamanki gibi gidilecek en güzel yer Mavi'ydi; barmenin kokteyl hazırlamadaki üstün başarısızlığı da olmasaydı keşke... Bayıla bayıla içtiğim margaritaların tadını o kadar özlemişken, feci hüsrana uğradım. Diğer kokteyller de oldukça kötüydü ama ne yalan söyleyeyim, (epey) bol alkollüydü! Böyle giderse zarar ederler :P        Bora Uzer ve Kangroove her zamanki gibi iyiydi; hatta gittiğimiz bir gece Jehan Barbur da oradaydı ve belki kısacık da olsa çıkıp bir şey söyler diye bekledim ama uzaktan şarkılara eşlik etmekle yetindi :)
Onun dışında Fink her gece çok kalabalıktı, Türkbükü'ne gittiğimizde ise ses yasağından dolayı ceza alınan haftaya denk geldiğimiz için her yer boş ve sessizdi. Ki bu bizim için iyi bir şeydi aslında, serin ve sakin bir gece geçirdik. Sonrasında ise bir baktık, herkes en sondaki Maki Otel'in barında toplanmış, müzik çalıyor, içerisi tıklım tıklım, ama yaş ortalaması o kadar yüksek ki kimse dans etmiyor :))
Gündüz desen; oteller, beach clublar falan derken restoran ve kafeler de allahın denizini parsellemeye başlamışlar. Gördüğüm kadarıyla halk plajı diye bir şey kalmamış; kuş uçmaz kervan geçmez yerlerden denize girecek herhalde insanlar...


Son günümüzü de tavsiye üzerine Xuma Beach'e giderek değerlendirdik; iyi bir seçimdi bana kalırsa. Haftasonu elbette daha hareketli oluyordur ama biz haftaiçi gittiğimizde, ağaçlar arasında, dedeler-torunlar maaile gelinmiş, sakin bir yer şeklindeydi. Denizi güzeldi; ne buz gibi ne hamam gibi, tam kıvamında. Girişte alınan 65TL'yi de içeride harcamak üzere kol saati gibi tasarlanmış bir sisteme yüklüyorlar. Bu fiyata gayet doyurucu bir öğlen yemeği yiyip bir-iki de içecek alabiliyorsunuz (tabii kokteyl değil bahsettiğim içecekler, soft drink). İstanbul'da havuza verilen paralara çok acıyorum, keşke böyle bir sistem yapsalar, en azından verdiğim para yemek olarak bana geri döner :)
Son olarak da; Hande Yener'in "Bodrum"undan, Demet Akalın'ın "Evli, Mutlu, Çocuklu"sundan, Sertab Erener'in "Koparılan Çiçekler"inden, Tarkan'ın "Sevdanın Son Vuruşu" şarkısından tiksindim bu tatilde!.. Seneye bütün yıl boyunca para biriktirip tatilimi yurtdışında geçirmeyi hedefliyorum, hadi bakalım :)  

Digg Stumble Delicious Twitter Facebook Reddit RSS

0 yorum:

Related Posts with Thumbnails

Seyirciler