Bloggerlığa geri dönüş çabaları...

Temmuz 07, 2010

Zamanım yokken sürekli aklımdan fikirler taşıyordu, notlar alıyordum şunu da yazarım, bunu da koyarım bloguma diye; gel gör ki, şimdi zamanım var ama hevesim yok!.. Sıcaktan mıdır anlamadım, hâlâ tonlarca blog takip etmeme ve yenilerini keşfetmeye çalışmama rağmen kendi bloguma bir şey yazasım gelmiyor ne zamandır... Kesinlikle tatil ve yenilenme ihtiyacı içerisindeyim, ama ona da yirmi gün var :( Bu arada bir-iki ısınma turu yapayım madem...


Dizilere sezon arası verilince kanallarda bir hareketlenme oldu, film falan yayınlar oldular. Geçen gün Turkmax'te bir filme rastladık annemle: Aşk Geliyorum Demez. Başrollerinde Bergüzar Korel ve Tolgahan Sayışman oynuyor. Feci klişe ve kotarılmış bir film, ama tek bir sahne için yazıyorum tüm bunları. Miran Dayı rolündeki Altan Erkekli'nin güzel bir rakı sofrasında şarkı söylediği sahne, çok hoşuma gitti. Buyurun buradan izleyebilirsiniz.


Asıl filmimiz Julie&Julia. Başrollerini Meryl Streep ve Amy Adams'ın oynadığı, iki gerçek hikayeye dayanan yemek temalı bir film kendisi. Birçok kişiden methini duyup eğlenceli olacağına inanarak annemle birlikte izlemeye karar vermiştim. Geçen akşam sonunda vakit bulup izleyebildik. Ancak sanıyorum Meryl Streep'in başarıyla canlandırdığına inandığım Julia karakterinin konuşma ve ses tonu bizim kendimizi filme kaptırmamızı engelledi. Kadının sürekli ayyyhh, oyyhhh, hahahahaa sesleri eşliğinde konuşması beni deli etti, o yüzden film boyunca suratımdaki buruşukluk silinmedi.
Hikaye gerçekten ilginç, güzelce harmanlanmış evet, ama enteresan bir şekilde -aslında fazlasıyla uzun olan filmde- her şey bir anda olup bitiveriyor gibi bir hisse kapıldım ben. Julia ve kocası Paul oradan oraya taşınırken, Julie de tarifleri tamamlamaya çalışıyor... Filme görsel açıdan çok fazla zenginlik katabilecek malzeme olmasına rağmen bundan yeterince yararlanılmamasının şaşırtıcı olduğunu söyleyebilirim öncelikle. Julie'nin mutfağı o kadar küçüktü ve kendisi mutfakta o kadar çok çırpınıyordu ki, o yemeklerin görsel zevkine varamadık bir türlü...
Açtığı blogun yavaş yavaş büyümesi süreci de zevksiz anlatılmıştı; kız bloguyla her şeyi başkalarından öğrendi neredeyse! Akıllıca detaylar oldukça keyif katabilirdi bu sahnelere bana kalırsa...
Böyle etrafımda çoğu kişinin çok beğenip benim beğenmediğim şeyler kendimi inanılmaz sorgulamama neden oluyor! Tamam, sıkıcı derecesine varabilecek ölçüde gerçekçi bir insan olduğumun ve hayaller ve absürdlükler aleminde pek yerimin olmadığının farkındayım ama beğenmek bu kadar da kolay olmamalı ya :) Zaten illa Fransızca konuşma çabalarına, Paris hayranlığına, Fransa'nın neresi gösterilirse gösterilsin "ayyy çok güzeeelll" nidalarıyla karşılanmasına dayanamıyorum (bkz. An Education filmi). Yani birtakım hoş görüntüleri klişelerle birleştirince ortaya güzel bir şey çıkacak diye bir şey yok, farklı ya da hoş bir şeyler de sunmalı izleyiciye... Akılda kalması, tekrar izlemek istemesi için... Bu filmi baştan sona tekrar izlemek isteyen olur mu, bilmem!.. [Bu agresifliğimin nedeni nedir onu da bilmiyorum gerçi :) ]

Digg Stumble Delicious Twitter Facebook Reddit RSS

0 yorum:

Related Posts with Thumbnails

Seyirciler