Editörün Gör Dediği -3- Yazın ne okuyalım?

Haziran 16, 2010

Afrika sıcaklarının kendini göstermesiyle birlikte, yaza kesin olarak girmiş bulunuyoruz. Herkes yavaş yavaş tatile gitmeye başlar, haftaya okulların da kapanmasıyla birlikte. Benim tatilime epey var ama şimdiden tatil için kitap araştırmalarına başladım bile!.. Benzer arayışlarda olanlar için geliyor; naçizane:

Hayatta Kalma Güncesi - Doris Lessing
çev. Püren Özgören
Can Yayınları

"Mutsuz çocukluklar, romancılar yaratır," diyen Doris Lessing, roman ve öykülerinde, 20. yüzyılın toplumsal ve politik kaosu içindeki bireylerin yaşam serüvenlerini anlatır.

Nobel ödüllü yazar Doris Lessing'in bu değişik ve çarpıcı romanı bir tür kıyamet öyküsü. Çevre kirliliği, hoyratça kullandığımız doğal kaynakların tükenişi, evsizlerin sayısı artarken sokak çetelerinin kural tanımazlığının kural haline gelişi, dilin yozlaşması ve yoksullaşması, iletişimsizlik, insanların büyük şehirlerden kaçmak zorunda kalışları ve kalabalıkların yerini alan ıssızlık... 

Lessing usta ve akıcı anlatımıyla, bütün bu olup bitenlerin görgü tanığı olan, hatta hiç tanımadığı bir çocuk-kadının sorumluluğunu da üstlenen yaşlıca bir kadının ağzından aktarıyor olayları. Yazarın kıvrak dili; insanların çaresiz durumlarda en olmayacak koşullara nasıl ayak uydurduklarını, bu koşullara rağmen yaşanan aşkları ve iktidar kavgalarını, hayata tutunmak için verilen savaşımı, çok etkileyici bir romanda biçimlendiriyor. (tanıtım bülteninden)

Vahşi İnsanlar - Dirk Wittenborn 
çev. Mesut Kondu
Ayrıntı Yayınları 


Finn Earl on beşinde bir yeniyetmedir. Masöz olarak çalışan, uyuşturucu bağımlısı annesiyle birlikte New York'ta yaşamaktadır. Çocuk denecek yaşta kendisini dünyaya getiren annesiyle arasındaki bağ güçlü olduğu kadar karmaşıktır da. O kadar ki, kimin yetişkin kimin çocuk olduğu bazen karışır. Bir anı diğerini tutmayan, kafasına estiği gibi yaşayan, sevgililerini eve getirmekten çekinmeyip yan odada onlarla resital verircesine sevişen annesi her ne kadar onu öfkeden kudurtsa da, tek bir kelimesiyle Finn'in kalbi hemen yumuşayıvermektedir. Bu arada Finn, Amazon ormanlarının vahşi insanlarından Yanomami kabilesiyle yaşayan, hiç görmediği antropolog babasını ziyaret etme planları yapmaktadır. Yolculuk için gerekli olan parayı verecek olan büyükbabasının gözünü boyamak amacıyla yaptıkları plan, annesinin uyuşturucu krizine girmesi ve bunun üzerine Finn'in annesi için kokain alırken yakayı ele vermesiyle suya düşer. Tabii böylece tüm hayallerine ve Yanomami'lere de veda etmek zorunda kalır.
Tüm bunların ardından anne oğul Amerika'nın en zengin eyaletlerinden New Jersey'de annesinin süper zengin bir eski müşterisinin malikânesine sığınır. Burada yeni bir hayat başlar onlar için; yeni bir aşk, yeni arkadaşlar… Ne var ki, Finn bu yeni hayatında, gerçek vahşi insanlarla karşılaşmak için uzak diyarlara gitmesi gerekmediğine, Amerikan hayatının orta yerinde her türlü vahşetin kol gezdiğine bizzat tanık olacak ve ilk ağızdan bize aktaracaktır.

Birçok eleştirmen tarafından Huckleberry Finn ve The Great Gatsby gibi çağımızın büyük romanları arasında sayılan Vahşi İnsanlar gerilimli bir aşkın öyküsünü anlatırken, Amerikan rüyasına sert eleştiriler de yöneltiyor.
İlginç hikâyesi, sivri dili, ustalıklı betimlemeleri ve olağanüstü atmosferiyle dikkat çeken Vahşi İnsanlar sinemaya da aktarılmış ve beyazperdede de büyük bir ilgi görmüştür. (tanıtım bülteninden)

Körler Ülkesi - Jess Walter
çev. Seçil Kıvrak
Siren Yayınları

Sıfır'ın yazarı Jess Walter'dan soluk soluğa okunacak ve zihinlerde film karesi gibi görüntüler bırakacak, tersine bir gerilim romanı: Körler Ülkesi. Bir gözü eksik bir adam, cesedin bulunmadığı bir cinayet, nerede başlayıp nerede bittiği belli olmayan bir itiraf ve iç içe geçen, sınırları tekrar tekrar ihlal ederek yeniden şekillenen hayatlar... Gölge oyunlarına dayalı gerçekler açığa çıkmamak için direnirken, Edgar ödüllü yazar Jess Walter Körler Ülkesi'nde spotları geçmişe, kendimize söylediğimiz yalanlara ve illüzyonların yanıltıcı cephelerine tutuyor. Gerçeklerin dokusu bakan göze göre değişiyor, geçmişin sisi geleceğin rotasını hep perdeliyor. 

Dünya güvenli bir yer değil. 

"Jess Walter, takibe alınması gereken bir yazar."
Nick Hornby   (tanıtım bülteninden)

Bu ülkeye ekşisözlük ve benzeri platformlar neden çok gerekli?

Haziran 12, 2010


Geçen hafta Fatih Altaylı'yla başlayan, ardından Hıncal Uluç ve Ali Atıf Bir'in geldiği "köşeciler" ya da "köşe kadıları" arasında ekşisözlük'e sataşma ve kapattırmaya çalışma çabalarını izledik. Yok ekşisözlük "ekşimiş ruhların buluşma yeri"ymiş, yok yazarların anası babası belli değilmiş, yok başarılı insanlara haset duyup kompleksli yorumlarla onları karalıyorlarmış, yok okunmadıkça aslında yoklarmış falan fişman... 
Çeşitli yaş, yer ve alandan yaklaşık 27.000 yazarıyla, zilyon tane entrysiyle ekşisözlük Türkiye'nin ilk özgür ifade platformudur. Evet, içinde kimi zaman nasıl konuşulacağını bilmeyen insanlar da olabilir, hakaret içeren entryler giriliyor olabilir, ancak başından beri varolan moderasyon sistemiyle bu entryler kontrol edilip tehlikeli olanlar (gge) siliniyor. Ayrıca kendi içinde bile değerlendirme sistemi var ve yazarlar birbirlerinin yazdıklarına da iyi ya da kötü şekilde tepki gösterebiliyorlar. Bunun haricinde aklınıza gelebilecek en saçma sorunun bile cevabını bulabileceğiniz bir kaynak ekşisözlük. Kullanmayı bilenlere tabii... (Küfürlü yazıyorlar diyenler için alternatif sunuyorum: incisozluk; adı üzerinde inci gibi bir yer!)
Ekşisözlük ve benzeri platformlar bu ülkede "ünlüyüm" diye geçinen, televizyona çıkınca kendisini sanatçı oldum sanan insanların hadlerini bilmesi için çok gerekli! Etraflarındaki dalkavuklar tarafından egoları sürekli şişirilen çakma "celebrity"ler, ekşisözlük'e girip haklarında yazılan gerçekleri okuyunca katlanamıyorlar tabii. Onlar kendilerini çok güzel, çok yakışıklı, çok başarılı, çok havalı sanıyorken, oradaki insanların gözünde hiç olduklarını görünce kabullenemiyorlar. Ama görmezden geldikleri bir şey var: ekşisözlük yazarları gerçekten iyi işler yapan, başarılı olan, kalitesini bozmayan insanlar hakkında hiç de "kompleksli yorumlar" yapıp onları karalamaya çalışmıyorlar; düzgün insanların hiçbirine durduk yere hakaret etmiyorlar!
Ama Efes Pilsen One Love Festival'ın saçmasapan "hayati" uygulamasına tepki gösteriyor, Sibel Arna gibi bir "insan"a da anında cevabını veriyorlar işte! (Kendisinin Hürriyet'te bugün yazdığı yazı demeye bin şahit saçmalık için buradan buyurun) Ekşisözlük kapatılacağına, gazetelerdeki köşeler kapatılsın! Haberleri okumak yeter, kimsenin bu şekilde zırvalıklarını okumaya ihtiyacımız yok!..   

Nasıl ucuza kitap alınır?


Ülkemizde kitap okuma alışkanlığı oranının ne kadar düşük olduğu malumunuz. Ancak biz toplum olarak hemen her şeyde suçu kendimizde değil de dışarıda aramaya meyilli olduğumuzdan dolayı, buna sebep olarak kitap fiyatlarının yüksekliğini öne süreriz. İşsizlik yüksek, gelirler sınırlı olduğu için kitap satın alınıp okunamamakta, bu hususta yayınevleri kitapları çok pahalıya satmakla suçlanmaktadır. Oysa sevilen giyim markalarının ürünleri de oldukça yüksek fiyatlara satılıyor, buna rağmen kimsenin pahalılığı öne sürüp giyinmekten geri durduğunu görmedim...
Nasıl ki -özellikle bayanlar olarak- beğendiğimiz ürünlerden pahalı diye hemen vazgeçmiyor ve indirim sezonunu bekleyerek ya da markaların fabrika satış/outlet mağazalarını arayıp bularak sonunda onları ediniyorsak, beğendiğimiz kitapları da indirimli olarak satın alabiliriz. Bunun üç yolu var:

1) İlk ve her zaman başvurulabilecek olan yol, yayınevlerinin dağıtım merkezlerinden satın almak. Bunu, fabrika satış mağazası olarak düşünebiliriz. Birçok yayınevi, dağıtım masraflarını katmadan, kendi depolarının bulunduğu dağıtım merkezlerinde kitaplarını %30-40 arasında indirimli satıyor. Örneğin;

  • İletişim Yayınları, Cağaloğlu'ndaki satış mağazasında %35 indirim yapıyor. Burada ayrıca, bazı hatalı kopyaları %50 indirimli satın alabilir, Birikim dergisinin eski sayılarına indirimli olarak ulaşabilir ve "Punto özel fiyat" kapsamında birtakım (baskısı tükenen) kitaplara 1-5 TL arasında fiyatlara ulaşabilirsiniz. Bilgi Üniversitesi Yayınları'nın kitapları da yine burada %25 indirimli olarak satılıyor. 
  • Ayrıntı Yayınları, Cağaloğlu yokuşu üzerindeki satış mağazasında %40 indirimli satış yapıyor.
  • Alfa grubu bünyesindeki Everest, Epsilon ve Artemis Yayınları'nın kitapları da Sultanahmet'teki dağıtım merkezlerinde %35 indirimli satılıyor. 
  • Metis Yayınları, Beyoğlu'ndaki satış mağazasında kitaplarını %25 indirimli satıyor. 
  • Cağaloğlu ve Sultanahmet çevresinde, daha birçok yayınevinin dağıtım merkezi bulunuyor, özellikle ilgilendiğiniz yayınevlerinin merkezlerinin yerini öğrenip kitaplarınızı ilk elden satın alabilirsiniz.
2) İnternet üzerinden kitap satışı yapan birçok site, çeşitli kampanyalarla indirimli kitap satışı yapıyor. Bunları takip ederek, sevdiğiniz yazarların kitaplarına çok daha uygun fiyata sahip olabilirsiniz. Ancak internetten kitap satın alırken de, başka herhangi bir şey satın alırken olduğu gibi dikkatli olmak gerekiyor. Bunun için, alışveriş yapacağınız site hakkında internette araştırma yapmayı ihmal etmeyin derim. Örnek olarak kendi bildiğim ve kullandığım birkaç siteyi vereyim: 
  • İdefix, hem düzenli olarak yayınevleriyle anlaşarak yaptığı tekli ya da çoklu kitap kampanyalarıyla hem de her yıl, Tüyap İstanbul Kitap Fuarı sonrasında ve Kütüphaneler Haftası'nda yaptığı sanal kitap fuarı dahilinde %50'lere varan indirimlerle kitap satışı yapıyor. Üstelik sorumluluk sahibi ve güvenilir bir site. 
  • İlknokta, yine düzenli olarak yayınevi bazlı ve dönemsel olarak da "kitap günleri" adı altında toplu şekilde kampanya indirimleri yapan kaliteli bir kitap satış sitesi. Haziran ayı boyunca indirimli kitap günleri devam ediyor.  
  • Kitapturk de düzenli olarak, çeşitli yayınevleriyle farklı anlaşmaları gereğince farklı oranlarda indirimli satış yapan bir site. Bunun dışında haftanın yayınevi, haftanın kitabı gibi uygulamaları da var. 
  • Kitapyurdu da yıllardır hizmet veren başka bir satış sitesi. Onlar da farklı yayınevlerine farklı indirimler yapıyorlar, ancak bunun haricinde, online satış devi amazon.com'un uyguladığı "birlikte satın alma" indirimi ve bazı kitaplarda kargo ücreti ödenmemesi uygulamalarına da sahipler. Sitede "ikili teklif" adı altında sunulan iki kitabı birden satın aldığınızda ikinci kitapta %50'ye varan indirimler olabiliyor. Şu anda 2009'un en çok satan kitaplarına özel indirimler mevcut.
  • İnternet üzerinden satış yapan siteler arasında bir tanesinden ayrıca bahsetmek istiyorum: Kültür tv. Tüm kitaplara %35, 40 hatta kimi zaman 50 ve 60'a varan kampanyalar yapan ve 150 lira üzerinde alışveriş yapanlardan kargo ücreti de almayan site, kitap tutkunlarına çok zor anlar yaşatmasıyla ünlü. İndirim oranları herkesin iştahını kabartıyor ama önceden buradan alışveriş yapanlar buraya kesinlikle bulaşılmaması konusunda herkesi uyarıyor. Ben de kaç defa sipariş vermeye yeltendim ama son anda hep vazgeçtim. Çoğu satış sitesi gibi onlar da stoklu çalışmıyorlar ancak sipariş verilen kitapları temin etmekte epey zorlanıyorlarmış. Bu nedenle de siparişinizi size teslim etmeleri en az bir ay sürüyormuş, temin edemedikleri kitapların parasını iade etmiyorlarmış vs. gibi bir sürü şikâyet okudum haklarında. Bu siteden uzak durmakta yarar var anlaşılan...   
3) "Ben İstanbul'da yaşamıyorum, dağıtım merkezine gidemem" ya da "internetten alışveriş yapmak istemiyorum" diyenler içinse, internet satışıyla baş etmeye çalışan kimi kitabevlerinin dönemsel olarak bütün kitaplara uyguladıkları indirimleri takip etmelerini öneririm. Bu şekilde de aradığımız kitapları indirimli olarak alabiliriz. 

Bütün bunların haricinde kitap fuarları ve de sahaflar, her zaman başvurulabilecek bir seçenek olmaya devam ediyorlar. Uzun lafın kısası, gerçekten kitap okumayı istiyorsak, bunu bütçemizi sarsmadan yapmak imkânsız değil!

"Beni tanıdıklarını sanıyorlar ama tanımıyorlar!"

Haziran 08, 2010

Bir süre önce, yeni çıkan ve ilgimi çeken kitaplar arasında paylaşmıştım Hal Niedzviecki'nin Dikizleme Günlüğü'nü. Geçenlerde de iskeleye doğru yürürken Ayrıntı Yayınları'na uğrayıp aldım [%40 indirimli olarak; ama bu başka bir postun konusu :) ] Sadece işe gidip gelirken yolda okuyarak kitabı bitirmem iki haftamı aldı. Aslında normalden uzun sürdü, çünkü sonlarına doğru tempo düştüğü için biraz zorla okudum. Her neyse... Lafa kitaptan şu alıntıyla başlayalım:

"Abartılı paylaşım". İlk bakışta mükemmel ve gelişmeye müsait bir kavrama benziyor. Ne kastettiğini çok da zorlanmadan anlıyoruz. Üstelik aldığımız terbiyeye göre, paylaşmak iyidir, öyle değil mi? Tıpkı paylaşım ağlarında gezinme, güncelleme, yükleme, tweetleme, bloglama, arkadaşlık teklifleri gönderme, mesaj atma ve link verme gibi. Ancak "abartılı paylaşım" doğal olarak bir aşırılığı da çağrıştırıyor. Acaba kastedilen, eğlenceyi veya eğlence anlayışını abartmak olabilir mi?

Kanadalı romancı ve kültür eleştirmeni olan Hal Niedzviecki, Dikizleme Günlüğü'nde farklı kategoriler altında bu "abartılı paylaşım" durumunu ve "dikizleme kültürü" adını verdiği kavramı inceliyor. Realiti şovlar, yetenek yarışmaları, yetenek gerektirmeyen dikizleme/gözetleme yarışmaları, bloglar, sosyal paylaşım ağları, sohbet odaları, webcamler ve gizli kameralar, sanal ortama aktarılan videolar, amatör porno siteleri vs. gibi çok sayıda farklı sanal unsuru mercek altına alıyor. Kitabını oluştururken araştırmalarının ve sanal dünyaya ait kişilerle görüşmelerinin dışında, olayı daha iyi kavramak adına giriştiği deneyimlerini de paylaşıyor olması kitabın amacına yardımcı olmasının yanında, akıcılık da katıyor. 
"Dikiz kültürüne giriş" ve "Nasıl röntgenci olunur?" adlı ilk iki bölümde, içinde yaşadığımız teknoloji harikası 21. yüzyılın; insanlara bir yandan çeşit çeşit oyuncak sunup yalnızlaştırırken, diğer yandan onları gitgide daha fazla "paylaşmaya" itmekte ve artan oranda başkalarına bağımlı hale getirmekte olduğunu ortaya koyuyor. Sonraki bölümlerde ise işin nerelere vardığını ya da varabileceğini anlamamız için çeşitli örnekler sunuyor. Kitap boyunca biz okurlarla birlikte bu yeni dünyayı anlamaya çalışıyor ve sonunda kendisinin de belirttiği gibi, gayet doğal bir şekilde bu "dikizleme kültürü" hakkında kesin bir hükme varamadığı ortaya çıkıyor. Çünkü okurken hissedeceğiniz gibi, olaya tarafsız bir şekilde yaklaşıp en uç noktalarda bile soğukkanlılığını korumaya çalışıyor ve bu sayede bize bir ders vermek niyetinde olmadığını, yalnızca belki farkına varmadığımız noktalara dikkatimizi çekmek istediğini görüyoruz. 
Şahsen, kitabı okuduğum süre boyunca aklımda bir cümle vardı: "İnsan sosyal bir hayvandır." Okuduklarım karşısında kimi zaman "sosyal" kısmı ağır bastı, kimi zamansa "hayvan" :) Kendi adıma, bu kitapla birlikte bilmediğim çok fazla şey öğrendim, daha önce üzerinde düşünmemiş olduğum birçok şey üzerinde düşündüm ve gözümü biraz daha açtım diyebilirim. [Tüm bunlarla ilgili düşüncelerimi toparladıktan sonra mutlaka bu konuya dair bir post yazacağım.] Eleştireceğim üç nokta var yine de:
1. Kitap fazlasıyla ABD ve Kanada odaklı. "Keşke zamanını biraz daha uzun tutup en azından Avrupa'da da biraz araştırma yapsaymış," demeden edemedim.
2. Her şeyi yazmış ama benim de (sevgili başbakanımızın da) kafayı taktığı "yorum yapma" meselesi üzerine fazla eğilmemiş olmasına üzüldüm.  
3. Yazar, kendisinin de kabul ettiği üzere gerçekten sıkıcı bir insan gibi geldi bana :))

Son söz: Türk okuruyla buluşturdukları harika kitaplar için, Lacivert Kitaplar dizisi için ve özenli yayıncılıkları için Ayrıntı Yayınları'na, başarılı ve akıcı çevirisi için Gökçe Gündüç'e teşekkürler!

"This is my tree, and it's a beautiful tree"...

Diyor Rain Perry, Life Unexpected'in "theme song"unda... Duymayanlar, görmeyenler için: Life Unexpected CW kanalının yeni gençlik dizisi. 13 bölümlük 1. sezonun ardından ikinci sezonda devam etme şansını yakalamış ve böylelikle Dizimax de potansiyeli görüp diziyi Türkiye'de yayımlama hakkını satın almıştır. (Ne zaman başlayacak bilmiyorum gerçi...) 


16 yaşındayken bir bebek sahibi olan ancak anne-baba olmaya hazır olmayan Kate ve Baze, evlatlık verilmesi için bebekten vazgeçtikten sonra (aslında Baze'in bebeğin doğduğundan bile haberi yoktur, Kate'in "o işi hallettiğini" düşünmektedir) birbirlerini görmemiş ve hayatta bambaşka yollara sapmışlardır. Kate, partneri Ryan ile birlikte bir radyo programı sunmaktadır ve yaşadıkları şehir olan Portland'da yerel bir "celebrity"dir; Baze ise lise günlerinden fazla uzağa gidememiş ve babasının kendisine verdiği binayı bara çevirmiş, iki arkadaşıyla beraber barın üzerindeki dairede yaşamaktadır. Film ve dizilerden edindiğimiz bilgiye göre çoğu lise futbol takımı oyuncusu gibi, lisedeki popüler günleri geride kaldıktan sonra gerçek hayata adapte olmaya zorlanan ve boş işlerle vakit geçiren Baze'in, bir sabah kapısını çalan o sarışın kızın, ayaklarının altındaki halıyı çekip alacağından haberi bile yoktur...
Kahramanımız Lux ise, bir koruyucu aileden diğerine savrularak geçirdiği 16 yılın ardından, bu hayata dayanamayıp vesayetten salıverilmek için başvurur, ancak bunun için biyolojik anne ve babasının imzasına ihtiyacı vardır. Daha fazla bekleyemeyeceği için de işini kendi halledip onları kendi başına bulmaya karar verir ve dosyasında adını ve adresini gördüğü Baze'in kapısına dayanır. Sonra da birlikte Kate'i bulurlar. Ve olaylar gelişir...
Life Unexpected, yazın izleyecek çerezlik dizi aranırken tam zamanında yetişti. Haftasonundan itibaren 13 bölümün hepsini izleyip bitirmiş biri olarak söyleyebilirim ki, her ne kadar hikayede birtakım tutarsızlıklar ve gerçeklikten uzak diyaloglar vs olsa da, sevimli ve izlenesi bir dizi. Karakterler de fena değil, Kerr Smith'in canlandırdığı Ryan dışında. Kerr Smith'i zaten Dawson's Creek zamanından beri sevmem, hele şimdi yaşlanmış falan, olmamış :) Gilmore Girls havası olduğunu söylemişler ama ben katılmıyorum; birincisi dünya üzerinde hiç kimse Lorelai ve Rory kadar çok ve hızlı konuşamaz, ikincisi de Gilmore Girls kasaba hayatını da konu alıyordu, bunların odak noktası yalnızca "aile"...
Son olarak, dikkatimi çeken bir noktayı belirteyim: Lux'ın tarzını çok beğendim. Bazen çirkin ayakkabılar giydiği oluyor, ama genel olarak tarzı oldukça başarılı. Başından eksik etmediği berelerini de çok kıskandım. Ben de saçlarımı uzatıp renk renk bereler takacağım!          

Related Posts with Thumbnails

Seyirciler