Neler oluyor hayatta...

Mayıs 15, 2010

Çevirimi tamamladım. Ama son defa üzerinden geçip, zımparalamam gerekiyor. Hiç anlamamıştınız ya sanki, olsun ben yine de söyleyeyim: Dave Eggers'ın The Wild Things'ini çevirdim. Maurice Sendak'ın "aykırı" çocuk kitabını sinemaya uyarlayan Spike Jonze, senaryo için Dave Eggers'la birlikte çalışıyor. Sonra Maurice Sendak film için ortaya çıkan materyalden kendi başına bir roman çıkabileceğini düşünüyor ve Dave Eggers'a soruyor, sen yazmak ister misin diye. Önceden de söylediğim gibi, bizim ülkemizde çocuk kitabı olan "Where the Wild Things Are" bilinmediği için film falan da araya gitti ama (this one goes to the one I love! :) ) aslında Dave Eggers için, çocukluğunda çok büyük önemi olan bir kitabın filme uyarlanmasında çalışmak ve sonra buradan bir roman çıkarmak çok büyük ve hayati bir olay! Romanda odak noktası, Vahşi Şeylerin nerede oldukları değil, kim oldukları ve Max'ten ve dünyadan ne istedikleri...

Yayınevinden ve çeviriden geri kalan hayatımda da işte gezmek, iş olarak okuduklarımın dışında zevk icabı okumak, dizilerimi takip etmek, blogosphere'de vakit geçirmek, twitter'ı anlamaya çalışmak, tatil hayalleri kurmak, sinemaya gidemediğime üzülmek ve sürekli plan yapmak, blogda yazacak vakit bulamadıklarımı aklıma ve milyon tane defterime yazmak falan gibi işlerle uğraştım bu aralar...

Dizi demişken; artık torrent olayını bıraktım ya! Kendime bir site buldum http://stagevu.com. Dizi, film, trailer falan çeşit çeşit video var ve en güzel tarafı hem online izleyebilme hem indirme seçeneği sunması. Ama online izleme seçeneği benim bağlantıdan mıdır nedir bilmem, pek iyi işlemiyor (Almanya'da gayet güzel çalışıyormuş mesela...). Ama indirme seçeneği gayet güzel çalışıyor hem de epey hızlı iniyor. Görüntü kalitesinden azıcık taviz vereceksiniz ama öyle çok yüksek çözünürlük beklemeyin :) Bu aralar bu şekilde takip ediyorum dizilerimi. Onların da tadı kaçtı ya, Lost bitse de gitsek tadında, Flashforward'la azıcık idare ediyorum ama o da bayıyor bazen, Grey's Anatomy çok sefil bir şeye dönüştü, Gossip Girl izlemedim kaç bölümdür ama onların hali malum zaten, House da uzun aralar veriyor kaçırdığım bölümler var mı bir bakmam lazım ...
Bu arada www.22dakika.org sitesinde dizilere dair her türlü bilgiyi bulabilirsiniz. Yeni dizileri tanıtmaya başlamışlardı oradan bakıp yeni diziler seçeyim kendime; Aşk-ı Memnusuz yaz nasıl geçer yoksa!..

Sonraaa; festival ve konser sezonu başlıyor İstanbul'da, çok fena banka soyup hepsine gidesim var! Chill Out'ta (23 Mayıs) Bonobo; Miller Freshtival'da (29 Mayıs) Mika; One Love'da (19-20 Haziran) Groove Armada ve The Ting Tings artııı Sophie Ellis-Bextor; 13 Temmuz'da Massive Attack; 17 Temmuz'da Faithless; 22 Temmuz'da The Cranberries; 6 Eylül'de U2 en çok izlemek istediklerim. Rihanna'ya bile giderim banka soyarsam :)

Blog dünyasında da birtakım gelişmeler olmuş. Dün öğrenip bugün okuduklarıma bakılırsa OkuyanUs Yayınları, günü yakalamak hevesiyle bu aralar internet dünyasında pek meşhur olan iki blog sahibine (herbokubilenadam ve PuCCa) kitap hazırlatıyormuş. İnsanlar bunların bloglarını ve tweet'lerini severek takip ediyor diye kitapları da çıkacakmış sonra herkes yazın bu kitapları okuyacakmış...mışmışmış... Adına da "dizüstü edebiyat" demişler. Hahaha diyorum ben buna. Blog okumak ve twitter'da takipçi olmak bedava, kitap ise parayla. Benim memleketimin güzide insanları televizyon izlemez belgesel izler, ansiklopedi okur, dünya klasikleri okur bir kere! Öyle falan fıstık şeylere parasını verir mi yaa :) Okumaz demiyorum ama ha, okur yine de merak eder çünkü; okur da "yok canım okumadım, masanın üstünde duruyordu bir-iki sayfa karıştırdım, tu ne rezil şey deyip bıraktım," der!.. Ben bu hamleye, Epsilon Yayınları'nın falan Hazal Yılmaz'a entelektüel şehir günlüğü tadında bir kitap hazırlatmasıyla karşılık vermesini beklerim doğrusu, ki Hazal'ın yazdıklarını daha çok merak eder okurum. [Para vermem ama arkadaşımdan alır okurum.]

Bir de önüme gelene ve kendi kendime söylediğim bir şey var, burada da söyleyeyim tam olsun: Bu zilyon tane moda bloggerı nasıl oluyor da (hem de yıllardır) sıkılmadan etmeden devamlı onun ayakkabısı, bunun çantası, şu renk allık, bu renk ruj, bugün bunu giydim, üstüme kuş sıçtı değiştim sonra bunu giydim, şuradan bunu aldım, buradan bunu sattım, bakın bana ne de güzel oldum, hadi şimdi alkışlayın, kikiki teşekkürler falan filan şeklinde yazıp duruyorlar ve durabiliyorlar??!! Hani tamam ben de modayı seviyorum, burada da yazıyorum ama devamlı bununla nasıl uğraşabilir insan? Eee başlarım çorabına da eteğine de, demez mi hiç? Bir de sapık gibi bakıyorum taglerine, hiçbir tanesi çıkıp da bir kitaptan bahsetmiş mi diye; yok valla daha görmedim... Aaa yalan olmasın bir tane gördüm, moda kitapları okuyordu; olsun o da bir şeydir... Benim de takip ettiğim moda blogları var ama arka arkaya üç taneden fazlasına bakamıyorum. Büyük bir sabır ve azim onlarınki, tebrik etmek gerek bir bakıma...  

Digg Stumble Delicious Twitter Facebook Reddit RSS

8 yorum:

polly the cook dedi ki...

Baştan aşağı bir göz atıyım dedim bloguna, 2. yazında sevdim bile. Ne doğru yazmışsın.. Aslında ben hayran oluyorum bu moda takipçilerine.. Ben saçımı taramaya üşenirken, herkes pek bi cici bici :)

Sevgiler,

POLLY the cook

amonka dedi ki...

Hoş geldin :)
Çok teşekkür ederim; gerçekten tebrik etmek gerek onları, modayla ilgili bir post hazırlamak o kadar uzun zaman alabiliyor ki! Ben kaç defa yarısında sıkılıp bıraktım...

ddarko dedi ki...

Where the Wild Things Are'ı az önce izledim ve beğendim. Epey hüzünlü bulduğumu belirteyim.

Dave Eggers'ı Müthiş Dahiden Hazin Bir Eser'den dolayı merak ediyorum ama henüz okuyamadım. Girdiğim bir iddia sonucu o kitabı kazandım ve elime geçeceği günü bekliyorum :)

Where the Wild Things Are'ı izledikten sonra The Wild Things'i de merak eder oldum şimdi. Ne zaman yayınlanır acaba? :)

amonka dedi ki...

Film gerçekten de hüzünlüydü; onca çabaya ve iyi niyete rağmen... Kitap, bir aksilik çıkmazsa eylül ayında yayımlanacak.
Müthiş Dahiden Hazin Bir Eser'i ben de okumadım ve merak ediyorum, ama bir yandan da tereddüt içindeyim. Okuyup nefret edenler de varmış diye duydum... Umarım senin için aksi gerçekleşir! :)
Yine de Eggers'la mutlaka tanışmak gerek!..

ddarko dedi ki...

Daha okumadan duygusal ilişki içerisine girdiğim, okuyunca da çok sevdiğim kitaplar oluyor. Tanrı Vernon Little, Kırmızı Pazartesi, Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz yakın gibi... Müthiş Dahiden Hazin Bir Eser için de böyle hissediyorum. :)
Amerika'nın Yanık Çocukları'na karşı da boş değilim hani. Okuyunca görürüm artık. :)

ddarko dedi ki...

Sonunda okuyabildim Müthiş Dahiden Hazin Bir Eser'i. Gerçekten hüzünlü ve zor bölümleri duygu sömürüsüne girişmeden anlatması hoşuma gitti. Yalın olanın vuruculuğu her zaman daha farklı oluyor.

Sıkıcı bulduğum bölümler oldu ama giriş kısmında yazar beni bu konuda uyarmıştı zaten :) Ayrıca giriş bölümünü ilginç, dikkat çekici ve çok keyifli buldum. Okuyucuyu nasıl bir şeyin beklediğini A'dan Z'ye belirtmiş. Onun için okurken kitabın içeriğine dair pek soru sormadım. Yazarın da dediği gibi ilk bölüm güzel bir kısa romanken ikinci bölüm hayli içe dönük ve konu dağıldıkça dağılıyor. Sonunu da tam olarak anladığımı söyleyemem. Başlarda acılarının ne kadar çok kişi tarafından bilinirse o kadar hafifleyeceğini düşündüğünü söylüyordu. Ama sonlara doğru ibretlik bir karaktere dönüştürüyordu sanki kendisini. Kendisine bakıp da halimize şükredeceğimiz bir karakter. Bile bile kurban etmiş sanki kendisini. O'na bakıp da derin bir arınma yaşamamızı istiyormuş gibiydi. "Tam olarak anlayamadığım" dediğim finalden çıkardığım anlam bu :)

Sonuç olarak keyifli bir okuma vaat ediyor. Keyifli derken bitter çikolata gibi. Acımtrak ama güzel. Dave Eggers'ın dilimize çevrilecek diğer kitaplarını merakla bekliyorum. :)

amonka dedi ki...

Böyle anlatınca merakım arttı bak şimdi :) ama ben yine de müthiş dahiden hazin bir eser'i okumayı sona bırakacağım ve öncesinde, eylülde çıkacak "Ne Nedir"i okuyacağım! Kendisine biraz daha alışmış olurum böylece...
Bu arada ben de "Vernon God Little"ı okuyorum, henüz başlarda sayılırım, bitirince yorumlarımı yazacağım :) Türkçesi daha önce duymadığım Plan B Yayıncılık'tan çıktığı için, açık söylemek gerekirse çevirisine güvenemedim, o yüzden orijinalinden okuyorum ama...

ddarko dedi ki...

Vernon God Little şahanedir! Şimdi siz hatırlatınca kitabı elime alıp rastgele bir sayfasını açıp okumak geldi içimden :)

Ayrıca "Çevirisi de çok iyidir!" diyesim geliyor ama aradaki farkı göz önünde bulunduracak bir gramer bilgim yok :) Bilmiyorum, hayli memnun kalmıştım çevirisinden. Hatta "Türkçe'ye böyle çevirdikleri cümlenin orijinali nasıldır kim bilir?" diye söylendiğim bölümler bile olmuştu :) Neyse, iyi okumalar.

Related Posts with Thumbnails

Seyirciler