Editörün Gör Dediği -2-

Mayıs 11, 2010

Bir süredir yine çeviri tamamlamakla uğraştığımdan, yeni yazı yazamadım... Ama çok az kaldı, 1 hafta sonra falan yeni yazılarımla burada olacağım :) Şimdilik, gözüme çarpan yeni kitapları paylaşacak kadar zaman bulabildim. Buyurunuz:

DİKİZLEME GÜNLÜĞÜ - HAL NIEDZVIECKI
çev. Gökçe Gündüç
Ayrıntı Yayınları
Farkında mısınız? “Dikizleme Çağı”na çoktan girdik. Hem de hiç hissetmeden. Sanki hep o çağı yaşıyormuş-çasına ve büyük bir hızla. Realiti şovlarla başladı her şey. Sonra YouTube, MySpace, Facebook, Twitter girdi hayatımıza. Yetmedi, casus yazılımlar, bloglar, sohbet odaları, amatör porno videoları ve MOBESE kameralar da dahil oldu. Artık hayatlarımız sır olmak-tan çıktı; ayrıntı denizinde yüzer olduk. Bizler sürekli başkalarını dikizlerken, birileri de bizi dikizliyor her an. Bu yeni durum, biz farkına varmaksızın, mahremiyet, bireysellik, güvenlik, hatta insanlık algımızı bile değiştirdi, değiştiriyor. 

Hal Niedzviecki, keskin zekâsıyla bu değişimin farkına varanlardan. Hatta fark yaratanlardan diyebiliriz. Çünkü o, bu yeni âlemde bir yol-culuğa çıkıyor ve tüm maceralarını bize eğlenceli bir üslupla anlatıyor. Yolculuğu, video bloglarla başlıyor; ardından sosyal paylaşım siteleri geliyor. Derken küçük kızının güvenliği için evdeki dadıyı, hırsızlardan korunmak için arka bahçesini dikizliyor. Realiti şovlara başvuruyor. Özel dedektif tutuyor. Deneyimlerini günlüğüne not ederken, analizleriyle günlüğe sosyolojik bir boyut katıyor. Ve bizlere çok hayati bir soru yöneltiyor: Bu ağın üzerindeki örümcek miyiz; yoksa ağa yakalanmış birer sinek mi?
Dikizleme Günlüğü, yeni iletişim araçlarının yalnızca eğlence sektörünü değil, toplumu da değiştirdiğini, bu yeni kültürün seks, politika ve gündelik yaşantımız üzerindeki etkilerini ortaya koyuyor. Kitapta, realiti şovların parlayıp sönen yıldızları, çok okunan blog yazarları ve sosyal paylaşım sitelerinin yaratıcılarıyla yapılan söyleşiler, konuya ilişkin son akademik araştırmalarla harmanlanarak sunuluyor. Bu sayede popüler kültürün röntgenciliğe, röntgenciliğin belgesele, sanata ve haber bültenlerine, röntgencinin gazeteciye nasıl dönüştüğüne tanık oluyoruz. (tanıtım bülteninden)

çev. Merve Sevtap Ilgın
Siren Yayınları

Mutlu sonlara inancımızı çoktan yitirdiğimiz bir çağda, modern bir masal. Yoğun ve çarpıcı.” - New Statesman


Tehlikeli oyunlarla ilerledikleri yollarda; çok genç, bakmaya doyum olmayacak denli güzel bir kız ve hayatının son durağında, zengin, yaşlı bir adam… 
Görünürde zararsız; iki yalnız, çaresiz ruh... Ama görünüşe aldanmamak gerekir. Zarlar atılıp hamleler yapıldıkça oynadıkları oyunlar onları giderek daha derin girdaplara çekecektir. 
Sıradan yaşamların ardındaki karanlık mecralara yönelik ilgisiyle tanınan ve Amerikan edebiyatının en önemli seslerinden biri olan Joyce Carol Oates, Güzel Bir Kız'da artık peri masallarına inanmayanlara çağın gerçeklerini yansıtan modern bir masal anlatıyor. 
Para kaygısıyla yaşamda savrulanlardan, parayla her istediğini yaptıranların dünyasında; kirli yalanlara, kırık umutlara ve hayatın acımasızlığı karşısında zarlardan medet ummaya dair gotik unsurlarla bezeli, şaşırtıcı, sarsıcı bir roman Güzel Bir Kız. Kötülük kol gezerken masum kalmak mümkün mü? (tanıtım bülteninden)

çev. Yiğit Yavuz
İletişim Yayınları 

Kılıçlar, sopalar, düellolar, namus ve aşk cinayetleri… Erkek erkeğe kavgalar, aile içi katliamlar ve soygun amaçlı öldürmeler… Suç ve şiddetin kategorileştirilmesi, soruşturulması, yıllar boyunca akıllarda kalması, konuşulması… Kadınlar, erkekler ve seri katiller… Ortaçağ'da insanlar, cinayeti şerefli bir savunma ya da intikam eylemi olarak görüyorlardı.
Kavgadan kaçmak ya da intikamı ertelemek, itibar kaybıydı. Sonraları soylular, alt sınıflardan insanlarla hiçbir biçimde kavgaya girmez oldular.
Saygın vatandaşlar gerektiğinde kendilerini savunmak zorunda kaldılarsa da, bıçak kavgalarına dâhil olmayı reddettiler. Bıçak kavgası, alt sınıfların sakilliğini taşıyordu; izlenebilirdi ama katılmak yersiz ve mantık dışıydı.
Çatışmalar erkekler arasında gelişiyordu ve öğrenilmiş cinsiyet rolleri, kadınları, katil olmaktan alıkoyuyordu. 19. yüzyıla gelindiğinde şeref kavramı yeniden tanımlanıyor, uygarlaşmanın sonucu olarak kan davaları ve bıçak kavgaları, siyasal iktidarın daha az nüfuz edebildiği, ekonomik olarak az gelişmiş bölgelere kayıyordu. Bugün, küreselleşmeyle birlikte yaşanan göç ve organize suçlar, uygarlaşma eğrisini yanlışlayacak biçimde metropollerde yoğunlaşıyor. Pieter Spierenburg, Ortaçağ'dan günümüze cinayetin tarihini, ustalıkla anlatıyor.
“Cinayet düzeyinin yüksek olduğu Ortaçağ'da, insanlar cinayetten korkmuyorlardı. 19. yüzyıla doğru öldürme fiilleri azaldıkça, korku arttı.
Ancak 20. yüzyıl boyunca, bu ters bağıntı ortadan kalkmaya başladı. Şiddetin en düşük noktaya indiği 1950'ler ve 1960'larda, başka toplumsal kaygılar öne çıktı ve cinayetlerin 1970'ten sonraki artışına, şiddete karşı yükselen bir duyarlılık eşlik etti.” (tanıtım bülteninden) 

Digg Stumble Delicious Twitter Facebook Reddit RSS

2 yorum:

TheBeast dedi ki...

İkinci ve üçüncü kitapların çevirmenleri kimdir acaba? Sanırım onları eklemeyi unutmuşsunuz.

amonka dedi ki...

Eklemiştim ama metin düzenlemesi sırasında siyah renkli kaldıkları için görünmemişler :) Uyarı için teşekkürler, hemen düzelttim!

Related Posts with Thumbnails

Seyirciler