Özgüven patlaması&iletişim sorunsalı: bir Türkiye gerçeği...

Mart 19, 2010


Uzun bir süredir merak ettiğim, üzerine düşünüp taşındığım ve burada paylaşmak istediğim bir konu var. Daha doğrusu bir soru: İnsanlarda bu özgüven patlaması ne zaman yaşandı da böylesine geniş çaplı bir "kendini bilmezlik" hali zuhur etti? Gözle görülür bir "toplumsal sıyırma" durumuyla karşı karşıyayız ve bunun tam olarak ne zaman gerçekleştiğini bilmiyoruz. Ancak bir "Zeitgeist ve teknoloji ortak yapımı" olarak, kitle iletişim araçlarının yaygınlaşıp genelin kullanımına açılmasının, bu durumu tetiklediğini söylersek yanlış olmaz.

Bu, esasında iki aşamalı gerçekleşen ve çift taraflı işleyen bir süreç.Yüzyıllar içerisinde elektrikti, telgraftı, telefondu, radyoydu, televizyondu, bilgisayardı, cep telefonuydu, internetti derken, teknoloji inanılmaz bir hızla gelişti. Şimdi cep telefonlarımıza ve bilgisayarlarımıza yapışık, dört yanımız sosyalleşme ağlarıyla örülmüş halde, boş zamanlarımızda ise ekran başında oturarak yaşar olduk. Bu teknolojik gelişmeler de bir yandan insanoğlunun hayatını kolaylaştırıp birtakım ihtiyaçlarına cevap verirken, diğer yandan kaçınılmaz olarak çeşitli dönüşümlere sebep oldu. Bunları kendimce üç ayrı gruba ayırdım:

#1 Saydığım icatların hepsi bir ihtiyaca cevap vermiştir ama aralarında sadece televizyon günah keçisi seçildi, adına "aptal kutusu" dendi. Esasında televizyon, insan dünyası için çok köklü değişimleri beraberinde getirdi. Televizyonun evlere girmesiyle evler renklendi, adeta yepyeni bir dünyanın kapıları aralandı; insanlar içinde bulundukları yerelliği aşıp önce ulusal sonra da evrensel boyuta geçtiler.
Uzun yıllar boyunca biz televizyonlarımızın karşısında otururken, memlekette ve dünyada olan bitenler, yerli ve yabancı filmler, diziler, spor karşılaşmaları, yarışma ve eğlence programları vb her şey evlerimize konuk oluyordu. Sonra televizyon dünyasında bir dönüşüm yaşandı ve daha dün ekran karşısında çekirdek çitleyenler BBG evleriyle, gelin&damat ve gelin&kaynana evleriyle, envai çeşit yarışma programıyla bir anda şöhret oluverdiler. Hiçbir alakaları yokken şarkıcı, oyuncu, sunucu vs yapıldılar; böylece televizyonda görünmek eşittir ünlü olmak, daha da kötüsü "sanatçı" sayılmak anlamına geldi. Artık artiz olma hayalleri kuran kızların evden kaçmalarına, emekli amcaların ve teyzelerin evde sıkıntıdan patlamalarına, "kaset çıkarma" hayalleri kuran yanık sesli gençlerin Unkapanı kapılarında sürünmelerine gerek kalmadı. Ekran başındaki izleyiciler, haklarında hiçbir şey bilmedikleri bu insanları sanki kırk yıllık ahbaplarıymış gibi canıgönülden desteklemeye ya da kırk yıllık düşmanlarıymış gibi hararetle eleştirmeye başladılar. Müzik ve dans yarışmalarındakiler hariç, hiçbir yetenek bile sergilemeden gündeme oturan bu beş dakikalık şöhretler üzerinden tonlarca para kazanıldı, ancak birkaç istisna dışında hepsi kısa sürede tüketilerek unutuldular, psikolojik ya da maddi sorunlarla baş başa kaldılar.
Böylece bugüne kadar yalnızca televizyonun evlerdeki izleyiciye gelmesine dayalı olan düzen yıkıldı, izleyiciler de televizyona gitmeye başladılar.

#2 Türkiye'de kitap okuma oranları yerlerde sürünse de, insanlar gazete okurlar. Hangi gazetenin hangi sayfalarını okurlar orası tartışmaya açıktır ama bir şekilde okurlar... Okurken de boş durmaz tepki verirler; ister evde tek başına okuyor olsunlar ister toplu taşıma aracında. Kimi zaman yapılan haberle, kimi zaman köşe yazarıyla kâh kavga ederler kâh fikir birliği ederler. Yalnız değillerse, yanlarında oturup göz ucuyla gazeteyi kesen kişi de lafa karışır; ya anlaşırlar ya tartışırlar.
Günümüzde internet teknolojisinin de gelişmesiyle artık insanların büyük çoğunluğu gazeteyi internetten okuyor. Bu yalnızca insanların ücretsiz bir şekilde istedikleri gazeteyi okumaları anlamına gelmiyor, aynı zamanda haberlerin altına yorum yazabilme ve yıllardır kendi kendilerine ya da yakın çevrelerine dillendirdikleri fikirlerini herkese ulaştırabilme fırsatı da veriyor. Böylelikle eskisi gibi artık yalnızca kahvelerde siyaset yapılıp memleket kurtarılmıyor; internette haber yorumculuğu giderek yükselen bir trend haline geliyor. Bu demektir ki şimdiye dek hep gazeteler ve haber bültenleri okura ve izleyiciye ulaşırken, artık okur da onlara ulaşıyor, ya destekliyor ya eleştiriyor; interaktif gazetecilik dönemine geçilmiş bulunuyor.

#3 Son olarak da, artık internet kullanımının iyice yaygınlaşmasıyla birlikte, dünya üzerinde var olan bilginin (neredeyse) tamamının sanal ortama aktarılması dönemi başlıyor. Kişi ve kuruluşlara ait bilgilere erişmek artık çok kolay, neredeyse köşedeki büfenin bile internet sitesi var! E-mail ve instant messaging (anında ileti) yolları sayesinde, iletişime geçmek istediğiniz kişiler artık "bir tık" uzağınızda... Kapı kapı gezen pazarlamacılar bile işsiz kaldı spam mailler sayesinde!
     
Teknolojik alandaki tüm bu ilerlemeler, insanların iletişim kurma ve kendilerini konumlandırma  şekilleri üzerinde inanılmaz dönüşümler yarattı. Önceden televizyondan, haberlerden (kimilerince imrenilerek) takip edilen ünlü isimlerin arasına katılmanın artık çok kolay olması, insanlarda, özellikle de kısıtlı imkânlara sahip olanlarda, mücadele vermekten vazgeçip bir an evvel "yırtma" çabası yarattı. Herkes bir şekilde televizyona kapağı atıp orada türlü arsızlıkla dikkat çekerek meşhur olmanın peşine düştü...
İnternette gazete okuyorsanız, okuduğunuz haberden sonra mutlaka altta yazılan yorumlara da bir göz atın. Kim olduklarının belli olmamasına güverenek, insanların oralarda ettikleri laflar sizi birçok gerçekle (aralarında yaşadığınız insanlara dair) yüz yüze getirecektir. İnsanlar internetin sağladığı bu anonimliğe, perde arkasından konuşma etkisine kapılıp ağızlarına geleni söylüyor. Sadece yorumlarda da değil üstelik; belirli bir konu üzerinde bir kişiye ya da kuruma gönderdikleri e-maillerde de aynı tavrı sergiliyorlar. Adreslerinde isimleri verilse de verilmese de, e-mail yoluyla iletişim kurmak, karşılıklı bir konuşma olmadığı için kimse "ben bunu söylersem ne olur, karşımdaki bana ne der?" diye düşünmeden, aklına geleni bir durup tartmadan söyleyiveriyor. İnsanlar kendilerinden o kadar eminler ki, kendilerinde istedikleri her şeyi yapma hakkını buluyorlar maşallah!

Ne var ki, tüm bu kendini gösterme, sesini duyurma çabaları, insanların doğru düzgün iletişim kurmayı, kendilerini ifade etmeyi becerememelerinden dolayı eksik kalıyor. Yazılan yorumlara, gelen e-maillere bakıyorum; düzgün Türkçe, doğru imla falan beklemeyi çoktan bıraktım da bari cümlenin başıyla sonu bir olsun yahu! Veya tanınmayan birine mail gönderiliyorsa ya da telefon ediliyorsa, adam gibi bir hitap kısmı olsun, kişi kim olduğunu belirtsin, net ve tutarlı bir şekilde ne için iletişime geçtiğini, ne istediğini düzgün bir sırayla açıklasın. Ama yok, herkes koşturmaya ve her şeyi kısaltmaya o kadar alıştı ki, konuşmaların yarısı kişinin kendi beyninde yapılıyor, dışa aktarılan kısmı ise dert anlatmakta yetersiz kalıyor; kerpetenle kelime sökmek zorunda kalıyorsunuz... Kimi zaman da bunun tam tersi oluyor, zihindeki bilgiyi derleyip toparlayarak özetleme becerisinin olmayışı yüzünden laf uzatılıyor da uzatılıyor, en sonunda da akıllar karmakarışık oluyor. İnsanlar birbirleriyle düzgün bir şekilde iletişim kurmayı o kadar beceremez hale geldiler ki, en ufak bir anlaşmazlık hemen kavgaya dönüşüyor birbirlerini yanlış anladıkları için...
Sadece ülkemizde değil, dünyanın her yerinde aileler çocuklarıyla, çocuklar ebeveynleriyle, eşler birbirleriyle, işverenler çalışanlarıyla, insanlar arkadaşlarıyla kırık dökük cümlelerle ancak yarım yamalak iletişim kuruyor. Hal böyle olunca da giderek herkes birbirinden uzaklaşıyor, insanlar önce kalabalıklar içinde yalnızlaşıyor, sonra da yapayalnız kalıyor...  
   
    

Digg Stumble Delicious Twitter Facebook Reddit RSS

3 yorum:

amonka dedi ki...

Kafamda evirdim çevirdim, topladım çıkardım ama ancak bu kadar kısaltabilirdim bu yazıyı :)

burju dedi ki...

mükemmel analiz. uzun zamandır okuduğum en güzel yazı.
senin gibi birisini tanımak güzel ve kendimi şanslı hissediyorum.
kısaltmana gerek yok. sayfalarca olsa zevkle okunur.

amonka dedi ki...

canım benim teşekkür ederim. blogda çok uzun yazarsam insanlar sıkılıp sonuna kadar okumaz sandım, ama sonradan kısa tutmak için kendimi zorladığımın anlaşıldığına dair yorumlar aldım :) sanırım en sondaki iletişim sorunu kısmına başka bir yazıda daha detaylı değineceğim.
senin sesin çıkmıyor, yoğunsun herhalde... ne güzel italyanca öğreniyorduk!

Related Posts with Thumbnails

Seyirciler