Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın: Jose!

Mart 27, 2010


Tanıştırayım... OSKAR SCHELL: Mucit, takı tasarımcısı, takı üreticisi, amatör entomolog, frankofil, vejetaryen, origamist, pasifist, perküsyonist, amatör astronom, bilgisayar danışmanı, amatör arkeolog ve koleksiyoncu... Kendisi, şu sıralar Amerika başta olmak üzere edebiyat dünyasının birçok yerinde adından sıkça bahsettiren genç yazar Jonathan Safran Foer'in Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın adlı romanının başkahramanıdır. 
Sekiz yaşında ve aklı boyundan büyük olan Oskar'ın yaşamı, çok sevdiği babasını 11 Eylül saldırılarında kaybetmesiyle geriye dönülemez bir şekilde değişir. Bu acıyla baş etmekte oldukça zorlanmaktadır ve bir yandan ifade edemediği hisleri, diğer yandan da kimseye söyleyemediği sırlarıyla her geçen gün "botları daha da ağırlaşır." Babasının ölümünün üzerinden bir seneden fazla bir süre geçtikten sonra onun odasına ilk defa giren Oskar'ın gözüne, olmaması gereken bir yerde duran mavi bir vazo ve sandalyenin üzerindeki smokin takılır. Bu işte bir tuhaflık olduğunu düşünüp vazoya uzanmaya çalışırken yere düşünce vazo kırılır ve içinden küçük bir zarf içerisinde küçük bir anahtar çıkar. Peki bu anahtar New York'taki yaklaşık 162 milyon kilitten hangisini açmaktadır? 
Hayatını çoğunlukla annesiyle birlikte yaşadıkları evleri ve karşı apartmanda yaşayan babaannesinin evinde geçiren Oskar, kimseye bu konudan bahsetmeden anahtarın peşinde yollara dökülür. Kendi yöntemleriyle edindiği ipuçlarının izini sürerek, önceleri babasıyla birlikte oynadıkları "keşif seferlerinin" en büyüğüne girişir. Yolun sonunda herkesi sürprizler beklemektedir...


Hani yağmur altında, karo döşenmiş kaldırımda aceleyle yürürken bir anda bastığınız karo sallanır ve ayağınız ıslanır ya, işte Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın baştan sona bu hisle dolu bir kitap. Kendinizi Oskar'ın macerasına kaptırıp sayfaların arasında hevesle onu kovalarken, bir anda ayağınızı bastığınız yer sarsılıyor ve karşınıza çıkan hüzünle ıslanıyorsunuz. Jonathan Safran Foer; kaybetmek, özlemek, kaybetmekle başa çıkmak, kabullenmeyi öğrenmek, sevmek, sevdiklerini üzmemeye çalışırken üzülmek, derdini anlatamamak, yalnızlık, iletişimsizlik, anılar ve anılara tutunmak gibi temaların üzerine sermiş postmodern karolarını. Sevdiklerini kaybetmek ve "geride kalmışlık hissi"yle başa çıkmanın yollarını aramasının yanında, yine insanın elinden çıkan insanlık felaketlerinin bıraktığı izleri de ele alıyor. Üstelik Oskar'ın hikâyesine paralel götürdüğü ve sonradan iç içe geçirdiği yaşamların hikâyesini çeşitli görsellerle, dil oyunlarıyla, sembollerle ve sorularla süslüyor ve okura çeşitli sürprizler sunmayı ihmal etmiyor. (Küçük bir not: Keşke defter aracılığıyla konuşmalarda el yazısı kullansalardı...)
Sadece güzel bir hikâyesi olan ve bunu güzel bir şekilde anlatan bir yazar değil, aynı zamanda size yaratıcı fikirler sunacak ve zihin açıcı bir deneyim yaşatacak bir yazar arıyorsanız, aradığınız kişi Jonathan Safran Foer!



Son olarak da şunu söylemek istiyorum: Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın, kitaba ve yazarın şöhretine güvenip çeviri kalitesini göz ardı eden "çoksatancı" yayınevlerinden birinin değil de Siren Yayınları'nın ve çevirmeni Algan Sezgintüredi'nin eline düştüğü için çok şanslı; biz okurlar da öyle!   

Digg Stumble Delicious Twitter Facebook Reddit RSS

2 yorum:

ahmet dedi ki...

ben de çok sevdim kitabı. yazarın ilk romanı "her şey aydınlandı" yı da yayınladı siren. o da çok orijinal ve keyifli.
blogunuz da çok renkli:)

amonka dedi ki...

Evet sırada Her Şey Aydınlandı var kesinlikle! Hem kitabı hem de filmi! Blogum için yorumunuza da teşekkür ederim, sizinkinden renkli olmasın :)

Related Posts with Thumbnails

Seyirciler