Mahşerin Dördüncü Atlısı...

Şubat 20, 2010



"Vahiy'in altıncı bölümü, tarihin en renkli güçlerini, büyük bir coşkuyla Mahşerin Dört Atlısı olarak tanımlar. Her atlının kendine özgü büyük bir misyonu vardır. Birinci Atlı beyaz bir atın üzerinde oturur, başında bir taç vardır ve Tanrı'nın dünyasını, yaşamı ve umudu temsil eder. İkinci Atlı, Savaş, kan kırmızısı bir küheylana biner ve kocaman bir kılıç taşır. Bu atlı, iktidarı ve resmî politikaları temsil eder. Üçüncü Atlı siyah bir atın üzerinde seyahat eder ve refah ile Kıtlık'ı ölçmek üzere bir terazi taşır. Karamsar ekonomistin atasıdır. Bu kitabın konusu olan Dördüncü Atlı'ysa, soluk ve kansız bir ata binmektedir. Hem Veba hem de Ölüm'dür (eskiler bu ikisi birbirinden edemezlerdi) ve "dünyanın dördüncü bölümünü" açlıkla, hastalıkla, türlü biçim ve büyüklükteki "yeryüzü yaratıklarıyla" öldürme gücüne sahiptir." (s. 14)
Andrew Nikiforuk, Salgın ve Bulaşıcı Hastalıklar Tarihi altbaşlıklı kitabında insanlık tarihi boyunca geniş kitleleri etkileyen ve toplu ölümlere yol açan hastalıkların izini sürüyor. Uygarlığın ilerlemesiyle birlikte kendilerini devamlı yenileyen ve mevcut şartlara hemen uyum sağlayan mikroorganizmalar, dünyanın farklı bölgelerinde farklı salgın hastalıklara yol açmış ve şartlar elverdiği ölçüde yerküre üzerinde hızla yayılmışlardır. Nikiforuk bu etkileyici çalışmasında kuru ve yalın bir şekilde hastalıklar ve etkileri hakkında bilgiler sıralamıyor; arka planda okura kapsamlı bir dünya tarihi şeridi izletiyor. Salgın hastalıkların neden belli bir bölgede ve hangi şartlar altında ortaya çıktığını, neden yayıldığını ve nasıl ele alındıklarını oldukça sürükleyici bir dille anlatmanın yanı sıra, toplumsal ve ekonomik etkilerine de ışık tutuyor. 


Kitaptan:
"Avrupalı beyaz sömürgeciler, kölelerin sıtmaya karşı dirençlerini anlamadılar, bunu daha çok "kalın derilerine" ve "saldıkları kötü kokulara" yordular. Ateş ve ateş korkusu, bir yandan şeker plantasyonu sahiplerinin yazışmalarının (ve 17. yüzyıl edebiyatının) ana izleğini oluştururken, bir yandan da bilimsel bir ırkçılığa yol açtı. Kansız köle sahibinin gözünde, siyahların "ateşe" dayanıklı olmaları, biyolojik olarak kölelerin "insandan aşağı" olduklarının kanıtıydı. Sıtma ayrıca, köle sahiplerini, tropik iklimlerdeki rollerinin siyahları yönetmek olduğuna da inandırıyordu, çünkü beyaz insan için dışarıda yapılacak herhangi bir iş, ölümle sonuçlanabiliyordu." (s. 42)
"Nüfusun azalması, kendilerine yerinde bir deyimle Maceraperestler diyen Avrupalı tüccarları, Afrika, Asya ve Yeni Dünya'da yeni müşteriler aramaya itti. ... Büyük Ölüm'den sonra bazı iş kollarında çalışan işçi sayısının azalması ve sanayi mallarına talebin artması, saatlere ve programlara yepyeni bir önem kazandırdı. Veba sonucu, Brandenburg'da hayatta kalabilen işçilerin maaşları öylesine yükseldi ki, haftada iki gün çalışarak geçinebiliyorlardı. ... Örneğin bazı Hollanda kasabalarında, tekstil işçilerinin sayısı o kadar azdı ki, kendi çalışma saatlerini kendileri belirliyorlardı." (s. 79)
"Avrupa'nın soyluları frengiden deliye dönerken, hastalık, kıtanın doğmakta olan orta sınıflarının, frengiye karşı erdemli bir seçenek niteliği kazanmasını sağladı. Hiçbir hastalık, sınıf farklılıklarını ve değerleri frengi kadar iyi tanımlayamamıştır. Aristokratlar birbirlerinin metresleri hakkında dedikodu yaparken, tüccarlar ve kamu görevlileri eşlerinin hatırını soruyordu." (s. 143)


Arka kapak:
Veba, kızıl, kızamık, çiçek gibi salgın hastalıklar ve kıtlık, kuraklık gibi felaketler tarih boyunca milyonlarca kişinin ölümüne neden olmuş, yenilmez sanılan orduları durdurmuş, toplumsal ilişkilerimizi, yakınlarımıza, sevgilimize karşı davranışlarımızı biçimlendirmiştir. Ne var ki bu kitlesel ölümler durduk yerde, kendiliğinden başlamamış, salgın hastalıklar davetsiz misafir gibi aramıza girmemiştir; mikropların "kitlesel ölümlere yol açan canavar" rolünü üstlenmeleri için insanlar ellerinden geleni yapmışlar, ölümler başladıktan sonra ise hiçbir şey yapamamışlardır. Bakteriler ve mikroplar açısından bir dünya tarihi niteliğindeki Mahşerin Dördüncü Atlısı´nda Andrew Nikiforuk, toplumsal hayatın hastalıklarla yakın ilişkisini çevreci bir bakışla inceliyor, dünyamızın en eski sakinleri olan mikro-organizmalarla barış yapmamızı öneriyor.


Andrew Nikiforuk, Mahşerin Dördüncü Atlısı, çev. Selahattin Erkanlı, İletişim Yayınları, 2000.    

Digg Stumble Delicious Twitter Facebook Reddit RSS

0 yorum:

Related Posts with Thumbnails

Seyirciler