An Education...

Şubat 14, 2010



Anlaşılan bugün filmden yana şansım yoktu. Valentine's Day fiyaskosunun ardından bari güzel bir film izleyeyim de içim açılsın dedim ve !f'in en umut verici filmlerinden biri olduğunu düşündüğüm An Education'ı izlemeye başladım. Haftaya da "Aşk Dersi" adıyla gösterime girecek. Senaryosu Nick Hornby'ye ait, yönetmen ise Lone Scherfig. Başrollerde Carry Mulligan (Jenny) ve Peter Sarsgaard (David) var. Film 1961 yılı Londrasında, Soğuk Savaş döneminde geçiyor.


16 yaşındaki lise öğrencisi Jenny, okulunda çok başarılıdır ve Oxford'a kabul edilip İngilizce bölümünde okumayı çok istiyordur. Üniversiteyi kazanıp Oxford'a gidecek, sıkıcı ailesinden kurtulacak, istediği kitapları okuyup istediği müzikleri dinleyecek, kültürlü insanlarla sohbet edecektir. Ancak yağmurlu bir günde okul çıkışında karşısına çıkan David, Jenny'nin hayatını bambaşka bir yöne çevirir. Jenny'den yaşça epey büyük ve cüzdanı da epey şişkin olan David, liseli Jenny'nin başını döndürecek ve özenle kurduğu ve zihninde yaşattığı hayallerini sorgulamasına neden olur.



David öyle ikna edicidir ki, Jenny'nin baskıcı babası Jack bile onun büyüsüne kapılır ve normalde asla müsaade etmeyeceği şeylere göz yumar. Jenny, David ve arkadaşları Helen ve Danny ile birlikte en güzel restoranlarda yemek yemeye, gece kulüplerine gitmeye, seyahatlere çıkmaya başlar. Jenny bu değirmenin suyunun nereden geldiğini öğrendiğinde bundan hiç hoşlanmaz ama la dolce vita öyle kolay kolay vazgeçilebilir bir şey değildir; insan onun büyüsüne kapılmayagörsün, artık dünyayı bambaşka bir gözle görmeye başlar. Öyle ki sonunda Oxford herkes için öncelikler listesinin zirvesinden iniverir... Ancak ne yazık ki böyle şeyler yalnızca filmlerde olur ve gerçek hayat o kadar da mükemmel değildir. Jenny de ne yazık ki bunu öğrenmek zorunda kalır ve hayatının dersini almış olur.




Gelelim eleştirilere: En başta ve kesin olarak söylüyorum, film tam anlamıyla "overrated". Özgünlük namına bir şey tanımayan senaryosu vasatın ötesine gidememekte. Klasik bir Türk filminde bulabileceğimize benzer bir hikâye, yalnızca insanlar daha sofistike ve işin içinde Londra var. Diyalogları yer yer havada kalıyor. Ancak görsel olarak ve müzikler çok güzel. Yaşanan hayat gerçekten çok tatlı; restoranlar, cafeler, arabalar, kıyafetler... Ve Carry Mulligan rolünün hakkını gerçekten veriyor. Ancak aynı şeyi Peter Sarsgaard için söyleyemeyeceğim. Film boyunca koruduğu, yüzündeki o ekşimik ifade beni sinir etti. Gülerken bile içi kan ağlıyor gibiydi... Bu rol için uygun bir seçim olduğunu düşünmüyorum. Sağlam bir Londoner gentleman aksanı olmalıydı bu rolde!
Birçok yorumda okuduğum üzere, filmin en umut verici sahnesi Jenny'nin okul müdiresiyle tartıştığı sahneydi. Eminim herkes oradan bir şeyler çıkacak sanmıştı, ama yanıldık maalesef. Hikâyenin peak noktasında öğrendiğimiz gerçeğin ardından gelişen olaylarsa gerçekten içler acısıydı... Keşke Jenny'nin o iki arkadaşı o kadar silik karakterler olmasalardı, arkadaşlarıyla bir iki özgürlük, kadınlık, gelecek tartışmasına girselerdi; David'le Jenny'yi birbirlerine bağlayan yalnızca para ve ışıltı değil daha büyük bir tutku olsaydı; Jenny dersini aldıktan sonra "action is character" sözünün arkasında durup gerçekten "birisi" olsaydı... Eğitim şart!

Bu filmi sevdiyseniz belki bu da ilginizi çekebilir:


Digg Stumble Delicious Twitter Facebook Reddit RSS

0 yorum:

Related Posts with Thumbnails

Seyirciler