Elif Şafak'ın AŞK'ı...

Eylül 20, 2009




Neredeyse hiç yapmadığım bir şeyi yaptım ve yer gök onunla çalkalanırken Elif Şafak'ın AŞK'ını okudum. Böyle herkesin elinde dilinde olan şeylere karşı hemen bir önyargı geliştirir ve uzak dururum genelde; yanıldığım da pek olmadı ya neyse. Beğenmeyeceğimi biliyordum ama okumadan eleştirmek olmayacağı için mecbur okudum. Gelelim kitabı okurken dikkatimi çekenlere ve okuduktan sonra aklımda kalanlara...
Elif Şafak sevdiğim bir yazar(dı). İyi bir kurgucudur. Bit Palas, Mahrem, Pinhan severek okumuştum. Ancak Türk bir yazarın Türkiye'de yayımlamak istediği bir kitabı İngilizce yazması bana çok samimi gelen bir davranış değil. Çok istersen bir çevirmene bırakmaz, kendin çevirirsin İngilizce'ye... Bu kitabında Elif Şafak çevirmenle birlikte çalışmış ama belli ki Mevlana ile Şems'in hikâyesine daha çok özenmiş, o kısımlarda kullanılan dili daha iyi denetlemiş. Geriye kalan Ella ve Azizli kısımların çevirisi ise biraz yavan olmuş. Ne kadar bir çevirmeni olsa da, Türk bir yazar kitabını İngilizce yazmakta ısrar etmişse, kitabın Türkçe baskısından da yine kendisi sorumludur. Kitapta özellikle Aşk Şeriatı'nın ortaya çıktığı yere kadarki kısımda çeviri bozuklukları yüzünden çok zor ilerledim. Bu kısım kesinlikle Elif Şafak'ın diline benzemiyor, bayat bir masal anlatır gibi bir tınısı var. Özellikle de, uyarlama yapılmadan doğrudan çevrilmiş yerler insanın gözüne batıyor. Örneğin,
  • "Esther Hala, Ella sana müjdeyi verdi mi bakalım?" Bu cümle metnin içinde çok eğreti duruyor; kim Türkçe'de sorusunu bu şekilde soruyor ki? Zaten bu Esther Hala konusu da ayrı bir nokta. Kadın kitabın başında bir defa sofraya misafir oluyor, daha sonra adı bile geçmiyor. Sadece David'in Ella'nın işini öveceği bir kimse görevi görüyorsa, bunu çocuklarına anlatıyormuş gibi de yazabilirdi...
  • "dergiye yazı takviyesi yapmak" diye bir ifade kullanmıyoruz, dergiye yazı yazmak diyoruz...
  • "Hani bundan da yoktu pek bir şikâyeti." Bu kadar zorlama bir cümle olması şart mıydı? "Bundan şikâyet eder bir hali yoktu" ya da "Bundan şikâyet ediyor sayılmazdı" gibi daha yalın ve açık bir cümle kullanılabilirdi.
  • "çocuklar âkıl baliğ oldu" (akil baliğ olmak=ergenleşmek) gibi ifadeler kullanılacaksa kitabı neden İngilizce yazmış ki Eski Türkçe yazsaymış...
  • "bir şişe sirke suyu" nasıl bir şey acaba?
  • bütün bu yapmacık duran ifadelerin içinde birdenbire "daral geldi valla içime," diye bir laf çıkıyor.
  • "Google'da arama motoruna A.Z. Zahara yazdı." Arama motoru olan şey Google zaten, yazdığı yere arama çubuğu diyoruz biz.
  • 1243 senesinden bahsederken "Allah'tan rol çalmak" ifadesi hiç olmamış...
Şafak, Ella'nın üzerinden ortalama bir Amerikalı ev hanımını eleştirirken, ürkek, monoton bir hayatı olan bezgin bir kadın karakterini fazla samimi verememiş bana kalırsa. Ella'nın yemek kulübünden, kitaplara merakından, şarap zevkinden, kilolarından, köpeğiyle ailesiyle banliyö hayatından bahsederken hep tepeden bakar bir hali var... Dikkatimi çeken bir başka nokta da şu: Ella genç yaşta evlenip çocuk doğurmuş ama kızının aynı hataları yapmasına engel olmaya çalışırken kocasına âşık olmadığını, mantık evliliği yaptığını anlatıyor. Âşık değilmiş madem niye o kadar küçük evlenmiş? Mantık evliliği yapmak için biraz erken değil mi? Burası, çocuklarının hayatına karışan, hata yapmamaları için onları sürekli uyaran bir anne ve sevgisiz evliliğine gerekçeler arayan bir kadın yaratmak için yazılmış ancak başarılı olmamış...

Kitap, Mevlana ve Şems'in hikâyesine o kadar odaklanmış ki, Ella ile Aziz'in bize aşk hikâyesi diye aktarılan hikâyesi çok sönük ve klişelerle dolu bir hikâye olarak kalmış. Aşka inanmayan bir kadının, bir kitap okumasıyla değişen fikirlerini ve hiç tanımadığı bir adama âşık oluşunu anlatırken, sanki aklında hep Mevlana ile Şems varmış ve Ella'nın hikâyesi yarım kalmış...
Şems'in olduğu kısımlarda ise sürekli her karakteri konuşturması, diğer karakterlerin Şems'e bakışlarını aktarıyor olabilir ama kitabın temposunu düşürüyor, okuru sürekli duraklatıyor. Bir hikâyenin peşine takılıp gidemiyor insan...
Zaten kitapta insanı etkileyen tek nokta Mevleviliğin dine ve inanca bakışını yansıtıyor olması. Farklı farklı kesimlerden birçok insanın bu kadar beğenmesini sağlayan da, kimsenin inkâr edemeyeceği şekilde, gerçek inancın nasıl olması gerektiğini anlatması ve okurken kişiyi bunları yeniden değerlendirmeye teşvik etmesi... Ancak tüm bunlar Elif Şafak'ın kendi fikirleri değil, zaten Mevlana öğretisinde mevcut şeyler; Şafak'ın tek yaptığı bunları bir hikâyeyle harmanlamak, herkesin anlayacağı şekilde bir bütün haline getirmek.
Her ne kadar Elif Şafak "para için Mevlana'yı yazdı," diyenlere çok kırıldığını falan söylese de, kitabını bebek gibi kucağına alıp çektirdiği resimler, AŞK'ın promosyon ürünleri, filme çekilmesi planları vs. para kaygısının ne kadar ön plana çıktığını gösteriyor.

NOT: Kimileri kitabın çeviri olduğunu bilmiyor, kimileriyse Elif Şafak'ın İngilizce yazıp sonradan Türkçe'ye çevrilen ilk kitabı AŞK sanıyor. Oysa Araf ile Baba ve Piç de böyleydi ama onların çevirmeni Aslı Biçen gibi usta bir çevirmen olduğu için bu neredeyse hiç hissedilmezdi...



Digg Stumble Delicious Twitter Facebook Reddit RSS

1 yorum:

Coşkun Hürsel dedi ki...

Çok bilgilendirici bir kitap eleştirisi olmuş. Ben AŞK'ı henüz okumadım, ama okuyacak olursam da önce Dücane Cündioğlu'nun sonra da sizin eleştirilerinizi gözönüne alarak okuyacağım...

Related Posts with Thumbnails

Seyirciler