Okuyun, okutturun...

Ağustos 30, 2009




Daha önce İletişim Yayınları tarafından yayımlanmış iki polisiye romanı bulunan Emrah Serbes, bu defa karşımıza erkek çocuk hikâyeleriyle çıktı. Kendisinin de "Uzaylılar gelse son dönem Türk edebiyatıyla ilgili bir araştırma yapıyoruz, sizden de sadece bir kitap alabileceğiz çünkü uzay gemimizde fazla yer yok deseler, bu kitabı veririm. Çünkü romanlarımı çalışarak yazdım, bu kitabı ise ruhumla yazdım," diye ifade ettiği Erken Kaybedenler sekiz harika öyküden oluşuyor. Okumayanlara tavsiyem, kendilerine hâkim olabiliyorlarsa, ağır ağır, tadına vara vara okumaları. Benim gibi bir solukta hepsini okuyunca kitap bittiğinde bir çöküntü hali başgösteriyor...
Emrah Serbes'in sekiz ila on beş yaş arasında değişen kahramanları, kıskanç, gururlu, saf ergenler. Çabuk öfkelenen, kolay vazgeçen... Gerçekten de ruhuyla yazmış olduğunu hissedebiliyorsunuz, onlarla gülüp onlarla hüzünlenirken. Şahsi favorilerim ilk hikâye olan "Anneannemin Son Ölümü" ve herkesin kıyısından tutunup çocukluk günlerine gidebileceği "Denizin Çağrısı".

Anneannemin Son Ölümü'nden:
"İhtiyarlığın güzel yanı şu, ağzına geleni söyleyebiliyorsun, insanlar sadece gülüyor. Çocukluk zor bu açıdan, bir küfredeyim diyorsun, herkes kaşlarını çatıyor. Anneannem bir toplum düşmanı esasında. Ben, anneannemle toplum arasındaki tampon bölgeyim."

Emrah Serbes deyince, sadece Erken Kaybedenler'den değil, Başkomiser Behzat Ç.'nin maceralarını anlatan polisiye romanları Her Temas İz Bırakır ve Son Hafriyat'tan da bahsetmek gerek; zira onlar da kaliteli yerli polisiye yok diyenlere cevap niteliğinde çok başarılı romanlar. Fakat benim için kendisinin önemi, yerli yazarlarımız arasında diline hayran olduğum, yazarlığını kıskandığım tek kişinin Hakan Günday olması gerçeğini değiştirmiş, böylece tamamıyla kötümser ve güvensiz bir insan olmadığımı göstermiş olmasıdır.
amonka



Hayatı Pi'ye Alın...

Ağustos 29, 2009





Beyoğlu'nun iki ucunu ele geçirmiş olan Kafe Pi, bir süre önce Tünel Bistro'yu açtı. Gidip görmek dün kısmet oldu. Küçük ama sevimli bir mekân olmuş. Kafe Pi'nin her dem yenilenen kokteylleri, binbir çeşit shotları ve düzgün servisi burada da devam ediyor. Ancak belediye otobüsü mantığıyla ufacık yere bir sürü insan tıkıştırmaya çalışmaktan ve sağır edecek seste müzik çalmaktan vazgeçmeleri lazım, yoksa daima müşterilerinin en büyüğü 21-22 yaş civarında olacak...

Uzun zaman sonra gelen edit: Kafe Pi Tünel Bistro kapanmış...

If God is a DJ...

Ağustos 28, 2009





Life is a dance floor... Love is the rhythm... You are the music.

Gösteri Peygamberi

Ağustos 20, 2009




Geçen hafta Chuck Palahniuk'un Dövüş Kulübü'nden sonraki ikinci kitabıGösteri Peygamberi'ni okudum. Kitabın orijinal ismi Survivor ancak "survive" fiili de hakkıyla Türkçe'ye çevrilemeyen, ne şekil çevrilse eğri duran bir fiil olduğundan, bence gayet yerinde bir kararla kitaba "Gösteri Peygamberi" ismi verilmiş. Çevirmek demişken, kitabın çevirmeni Funda Uncu Irklı'yı da anmadan geçmek istemem; kendisi oldukça başarılı bir iş çıkarmış. Yakın zamanda yaşadığım birkaç kötü tecrübeden sonra çeviri kitaplara tereddütle yaklaşır olmuştum. Kötü çeviri, en iyi kitaptan bile insanı anında soğutuyor çünkü. Neyse ki, bu sefer çeviri kokan hatta dümdüz çevrilip anlamını kaybetmiş cümleler/ifadeler görmeden, sorunsuz bir şekilde kitabın sonunu getirdim.
Palahniuk'un bu defaki kahramanı, Tender Branson, Creedish mezhebinin bir üyesi. Dış dünyadan uzakta, Creedish Kilisesi'ne ait topraklar üzerinde kurdukları hayatta, tek amaçları olabildiğince çok çocuk yaparak çoğalmak, ömür boyunca çalışmak ve gerektiğinde de ölmek olan bir mezhep...Topluluk içindeki insanlar yalnızca soyadlarıyla birbirinden ayrılıyorlar; bunun dışında her şey tektipleştirmek üzerine kurulu. Her ailenin en büyük erkek çocuğuna Adam, sonra gelenlere ise Tender adı veriliyor; kızların hepsinin ismiyse Biddy. Herkes benzer evlerde yaşayıp, aynı tip kıyafetler giyiyor. Adamlar ve onlar için seçilen Biddyler dışında, diğer tüm çocuklar 17 yaşında vaftiz edildikten sonra, kendileri için ayarlanan işlerde ömürleri boyunca çalışmak üzere dış dünyaya gönderiliyorlar. İlişkiye girmeleri, evlenmeleri yasak olan Tender ve Biddylerin hayattaki tek amacı ölene dek çalışmak. Öyle ki, birbirlerine rastladıklarında -beş cümle dışında- konuşmaları bile yasak. Kazandıkları paranın çoğunu da Kilise'ye gönderiyorlar.
Kendi halinde işini yapıp cennete gideceği günü bekleyen Tender Branson'ın hayatıysa, birinin çocuk tacizi sebebiyle mezhebi şikayet etmesi ve bunun takiben başlayan soruşturma yüzünden geri dönülemeyecek bir şekilde değişiyor ve bir şekilde kendisini gösteri dünyasının içinde buluyor. Palahniuk bu sefer de karakterini yalnız bırakmamış ve yanına Fight Club'ın ünlü Marla Singer'ı tadında -geleceği gören- bir Fertility Hollis koymuş... Tesadüfen hayatına giren bu kızıl saçlı kız, Tender Branson'ın gerçek hayata dair tek tutanağı oluyor.
Bundan sonrasında Palahniuk süper ironik bir dille, özellikle Amerika'da medya ve "showbiz" denilen şeyin ne raddeye varmış olduğunu, menajerlerin gölgesinde çürüyen yaşamları anlatıyor. Kitle toplumunun giderek nasıl manyakça bir hal aldığını, anlatılanların kurgu olduğunu bilmenize rağmen aslında gerçeğe çok da uzak olmadıklarını düşündüğünüzde daha iyi anlıyorsunuz. Tender Branson'la birlikte her köşeyi döndüğünüzde karşınıza çıkanlara bir süre sonra şaşırmayı bırakıp artık alaylı bir şekilde gülmeye başlıyorsunuz...
Tanıtım'dan:
Yalnızlık, yabancılaşma, şiddet, pornografi, tüketim ve şöhret açlığı... Televizyon kanallarından boca edilen sayısız yalanla kirlenmiş, hiçbir şeyin dolduramadığı bir boşluk... Gösteri Peygamberi, yeni bir binyılın başındaki modern dünyanın ürkütücü çılgınlığına ilişkin karanlık bir taşlama; medya, şöhret ve pop kültürüne yönelik sivri dilli bir aşağılama...
amonka

Başlarken...

Ağustos 17, 2009


adım adım...





"Her şey söylenmiş olabilir ama daha ben söylemedim."
AZİL
Hakan Günday

Related Posts with Thumbnails

Seyirciler